Pazartesi , 18 Ekim 2021
Home / YAZARLAR / Kemal Bilget / TALAN VE YALAN

TALAN VE YALAN

İsmini yanlış hatırlamıyorsam 1925 lerde Elazığ valisi Ali Galip’tir. Şeyh Said’in askerleri Şehri kuşatınca, vali ve diğer mülki erkan toplanıp Malatya’ya kaçarlar. Malatya – Elazığ il sınırında mevzilenmeye karar verirler. Yani Fırat’ın batı yakasında. Yani Kömürhan köprüsünü tutmayı amaçlarlar.
Ben 1960 yılların sonlarında o yarı ahşap köprüyü görmüştüm. Fakat yapılış tarihini bilmiyorum. Bilecik ‘ in az aşağısında ve Almanların yaptığı demiryolu köprüsü sayılmazsa, son 60 yıl kadar öncesinde o koca Fırat’ın üzerindeki tek köprüydü Kömürhan köprüsü. Antep – Urfa arasında 1950 lili yılların sonlarına kadar köprü bulunmamaktaymış.
Yani şu çok övünülen Osmanlı atalarımız o yaklaşık 600 yıllık ömürleri boyunca Fırat nehri üzerine bir köprü yapmayı bile başaramamışlardır. NEDEN?
Söylenecek söz çok. Ama yeri burası değil. Şu kadarını söylemekle yetinelim şimdilik: Fırat’a söz geçirebilmek için AKIL; BİLİM ve TEKNİK gerek. Osmanlı ve onun mirasçısı T.C ‘ nin devlet aklında ise bilim ve tekniğin kapladığı alan çok çok sınırlıdır.
Şovenizmle aklını körertmemiş herkesler bunu bilirler. Ve yine aklını ve bilimi kullanabilen herkesler bilirler ki; Osmanlı bilimden ve teknikten uzak değildir yalnızca; üretken ve devingen bir ekonomik alt yapıya da sahip değildir. Osmanlı devlet bütçesinin birinci ve ikinci kalemleri ; TALAN ve HARAÇTIR.
Bütçe her boşaldıkça ordu sefere çıkarılır. Bir yerler işgal ve talan edilir. İşgal edilen ülke ve bölgeler için bir haraç miktarı belirlenir. Talan, anında hazinenin dolmasıdır, haraç ise gelirin sürekliliği demektir. Yani ÜRETMEDEN YEMEKTİR temel devlet anlayışı.
Üretime kafa yormayanlar bilime ve tekniğe de kafa yormuyorlar. İşte o 600 yüz yıl boyunca ( hep aynı oranda olmasa da ) sürdürülen TALAN anlayışı yol ve yöntem olarak genlere işlemiş ve giderek gelenekselleşmiştir.
Orduyu sefere çıkarıp işgal ve talan olanakları kısıtlandıkca , buna bağlı olarak duraklama ve gerileme süreçleri kaçınılmaz olmuştur. Ne ki, Osmanlı devlet geleneğindeki ve genlerindeki bu talancılık şekil ve şema değiştirerek hep yaşaya gelmiştir. T.C bu anlamda da mirasçıdır. Ve devraldığı bu mirası bulduğu her fırsatta uygulamaktan hiç geri durmamıştır. Hak hukuk hak getire! TC’ ni yönetenlerin kendi yasalarına uymak diye bir dertleri bile asla olmamıştır.
Dış talan olanaklarını yitirenler tümden kendi egemenlik alanlarına yönelmişlerdir. Tapuyu delmekten ve başkalarına ait olan zenginlik kaynaklarına el koymaktan geri durdukları hiç görülmemiştir.
Şu son günlerde hiç bir hukuk kuralı tanınmadan el konulup kapatılan tv kanallarının, radyoların ve diğer yayın kuruluşlarının taşınır ve taşınmazları TRT’ye devredilmekteymiş.
Ben buna hiç şaşırmadım. Kimseler de şaşırmasın. Ve herkesler bilsinler ki, bu mal –mülk talanı yalnızca Ermenilere, Rumlara ve Yahudilere yönelik bir uygulama değildir.
1970 ‘li yıllar boyunca biraz farklı bir yolla Alevilere karşı uygulandı bu politika. Maraş, Malatya, Sivas ve Çorum katliamlarının asıl amaçlarından birisi de mülkiyetin el değiştirilmesini sağlamaktı. O günleri yaşayanlar, bu planlı katliamlar sırasında oldukça yoğun yağma ve talan yapıldığını bilirler. Asıl soygunun ise katliamların ardından yapıldığı hep gizlene geldi. Çünkü yaşamları kendilerine dar edilen geniş Alevi kitleler mal ve mülklerini yok pahasına elden çıkarmak zorunda bırakıldılar. Yani katillerine ucuza satmak zorunda kaldılar. Neleri varsa yok pahasına satan geniş Alevi kitlelerin yoğun iç ve dış göç yaşadıkları sanırım daha belleklerde tazedir. Her ne kadar yaygın ve derin devlet yalanı arkasına gizlenmişse de bu soygun, yaşayan tanık ve mağdurlarının çoğu daha hayattadır.
90 lı yılların başlarından beri bu yalan ve talan politikaları Kürtlere karşı uygulanıyor. Devlet eliyle ÖLDÜRÜLECEK KÜRT İŞADAMLARI listeleri hazırlanmasının ve el altından ilan edilmesinin politik olduğu kadar ekonomik nedenlerinin de olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Hakeza, yerinden yurdundan kovulan onca Kürdün taşınmaz varlıklarına el koymanın epeydir yasal kılıfları hazırlanıyor. Örneğin; belirlenen süre içerisinde toprağını ekip biçmeyenlerin toprağına el koymak gibi. Muhtarlıklara , belediyelere ve il özel idarelerine ait olan mera ve diğer doğal kaynakların devlet malı sayılması gibi…Kafa bu işte: Önce asker zoru ile Kürdü toprağından kopar, işlemesini engelle ve ardından da toprak işlenmiyor diye o toprakları devletin tapusuna geçir…
AKP ve Tayyip iktidarı 15 yılda Türkiye’yi soyup soğana çevirdi. Satıp savacak çok şey kalmadı anlaşılan. Boşalan devlet kasasının doldurulması için ortaklarının gözünü oymaktan bile çekinmedi bu Osmanlı artıkları. Gülen cemaatinin ve destekçisi zenginlerin elindekilerin nasıl talan edildiğini canlı yayınlarda izledik hep birlikte.
Kürt ve diğer muhalif kesimlerin arta kalanlarına sırayı getirmekte gecikmediler. Eğer engellenmezlerse, burada durmayacakları kesin. Sonrası nereye mi, bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok. İlk olasılık, Suriye’ye girişte kendini dışa vuran bir DIŞ SAVAŞ macerasıdır. Eğer dış etkenler bu macerayı önleyebilirse, İÇ SAVAŞ çıkarmaktan geri durmayacakları ise açık ve alenidir.
Bu topraklar ve üzerinde yaşayanlar; onca zaman bu topraklarda yağma ve talan yapıp Fırat’ın üzerine üç – beş köprü yapmayı beceremeyenleri sırtlarında taşımak zorunda değiller.
Çözüm mü; devrim ve demokrasi güçlerinin birliğini sağlayıp sokağa çıkmak… Hem de geç kalmadan… Boş laflarla zaman geçirmeden…

05.10. 2016
Kemal Bilget.

Diğer Başlıklar

RAKAMLAR YALAN SÖYLEMEZ

İkigündür abartısız belki on kez bigisayarın başına oturup oturup kalktım. Bu yazıyı yazma kararını çok …

ZAMAN VE MEKAN

Bir soruyla başlayalım yazmaya: Dokuz ay yirmi ( 9 ay 20 ) günlükken doğmuş bir …

VEFA NE YANA DÜŞER SEVGİLİ YAŞAR! (15 Temmuz 2015)

VEFA NE YANA DÜŞER SEVGİLİ YAŞAR! Sana yazmaya, mektubu yazmaya başladım ama Yaşar’cığım, emin ol …

“….. TUZ KOKARSA NEYLERSİN?”

“….. TUZ KOKARSA NEYLERSİN?” Kısa bir ön not: Tarihi yaklaşık belli bu tarihsiz yazı 1994 …