Cuma , 5 Haziran 2026
Home / anasayfa / DEVRİMCİLİĞİN BEDELİ SÜREKLİLİĞİ -MAYIS ÖLÜMSÜZLERİ ANISINA! Hamit Baldemir

DEVRİMCİLİĞİN BEDELİ SÜREKLİLİĞİ -MAYIS ÖLÜMSÜZLERİ ANISINA! Hamit Baldemir

DEVRİMCİLİĞİN BEDELİ SÜREKLİLİĞİ -MAYIS ÖLÜMSÜZLERİ ANISINA!

Evet Denizlerin, İbrahim Kaypakkayaların, Haki Karerlerin ve Halil Çavgunların ardından konuşmak, yalnızca geçmişe dönüp hüzünlü bir saygı duruşunda bulunmak değildir. Onların yaşamı, bir dönemin devrimci öfkesini, halkların kurtuluş özlemini ve büyük bir fedakârlık iradesini temsil eder. Fakat gerçek bağlılık, onların sözlerini ezberlemekten değil, onların uğruna yürüdüğü davayı bugünün koşullarında yeniden üretmekten geçer. O kuşak, ağır baskı koşullarında, sömürgeciliğin, inkârın, işkencenin ve sınıfsal tahakkümün en sert biçimleri altında ayağa kalktılar. Kürdistan’da halk olmanın bile suç sayıldığı, devrim düşüncesinin darağaçlarıyla bastırılmak istendiği bir dönemde onlar, korkunun karşısına devrimci iradeyi koydular… Deniz Gezmişlerin, İbrahim Kaypakkayaların, Haki Karerlerin ve Halil Çavgunların ardından konuşmak; yalnızca geçmişe dönük bir anma gerçekleştirmek değildir. Onların yaşamı ve ölümü, bu coğrafyada ezilenlerin tarihine kazınmış büyük bir direniş iradesini temsil eder. Her biri, yalnızca kendi dönemlerinin devrimci özneleri değil; aynı zamanda halkların özgürlük arayışında bedel ödemenin ne anlama geldiğini gösteren tarihsel simgelerdir. Fakat devrimci bağlılık, onların isimlerini sloganlaştırmakla ya da mücadelelerini romantik bir hatıraya dönüştürmekle sınırlı olamaz. Gerçek bağlılık; onların uğruna mücadele ettiği özgürlük idealini, bugünün somut gerçekliği içinde yeniden üretmek ve ileri taşımaktır. Devrimcilik ve Tarihsel Kopuş İradesi Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketinin ortaya çıktığı tarihsel dönem, yalnızca siyasal baskının değil; aynı zamanda inkârın, sömürgeleştirmenin ve sistematik devlet şiddetinin en yoğun yaşandığı yıllardır. Özellikle Kürdistan’da halk olmanın, kendi dilini konuşmanın, kültürünü yaşatmanın dahi suç sayıldığı bir tarihsel kesitte devrimci mücadele gelişti. Devlet, yalnızca siyasal muhalefeti değil; bir halkın varlığını da inkâr ediyordu. Bu nedenle Kürdistan’daki devrimci mücadele, salt sınıfsal bir başkaldırı değil; aynı zamanda ulusal varoluş mücadelesiydi. Deniz Gezmişler, Türkiye işçi sınıfı ve halklarının bağımsızlık mücadelesini yükseltirken; Kaypakkaya, Kemalist devlet yapısının Kürt halkı üzerindeki sömürgeci karakterini açık biçimde teşhir eden ilk devrimci önderlerden biri oldu. O dönemde Kürt meselesini açık biçimde dile getirmek, yalnızca siyasal değil fiziksel bir yok edilme riskini de beraberinde getiriyordu. Kaypakkaya’nın işkence altında geri adım atmaması, yalnız bireysel bir cesaret değil; egemen ideolojiden tarihsel bir kopuşu ifade eder.. Haki Karer’in Kürdistan özgürlük mücadelesindeki yeri ise ayrı bir tarihsel anlam taşır. Karer’in yaşamı, Türk ve Kürt halklarının ortak devrimci geleceğinin yalnızca teorik bir söylem değil, pratik bir mücadele zemini olduğunu gösterdi. Onun şahsında somutlaşan enternasyonalist duruş, Kürdistan özgürlük hareketinin ideolojik şekillenmesinde önemli bir eşik oldu. Çünkü Kürdistan’daki mücadele, yalnız Kürt halkının değil; bu coğrafyada sömürülen bütün halkların özgürlük arayışıyla birleştiğinde gerçek tarihsel gücüne ulaşabilecekti. İşte Hakki bu bilincin devrimci enternasyonalist kişiliği ve iredesidir. Kürdistan’da Sömürgecilik ve Direnişin Sürekliliği Kürdistan gerçekliği, yalnızca bir “kimlik sorunu” olarak ele alınamaz. Sorunun özü, tarihsel ve siyasal olarak sömürgeci bir sistemin varlığıdır. Kürt halkı onlarca yıl boyunca inkâr politikalarıyla karşı karşıya bırakıldı; dili yasaklandı, kültürü bastırıldı, coğrafyası ilhak edildi ve askeri işgal işgal altında tutuldu. Kürdistan ekonomik olarak bağımlı hale getirildi. Devletin Kürdistan politikası, yalnızca askeri operasyonlarla değil; aynı zamanda kültürel asimilasyon, zorunlu göç, ekonomik yoksullaştırma ve toplumsal parçalama üzerinden şekillendi. Ancak bütün bu baskı politikalarına rağmen Kürdistan’da direniş hiçbir zaman tamamen bastırılamadı. Çünkü mesele yalnızca siyasal haklar değil; bir halkın tarihsel varoluşuydu. Bu nedenle Kürdistan özgürlük mücadelesi, dönemsel geri çekilmeler yaşasa da sürekli yeniden üretildi. Her kuşak, kendi tarihsel koşulları içinde mücadeleyi yeniden üretti ve tanımladı. 1970’lerin devrimci çıkışı ile bugünün mücadele biçimleri arasında önemli farklılıklar vardır. O dönemin mücadele yöntemleri, dönemin toplumsal ve siyasal koşulları içerisinde anlam taşıyordu. Bugün ise devlet yapısı, sermaye ilişkileri, iletişim teknolojileri ve toplumsal örgütlenme biçimleri değişmiştir. Dolayısıyla devrimci hareketin de aynı biçimde dönüşmesi zorunludur. Eğer mücadele yalnızca geçmişin biçimlerini tekrar etmeye indirgenirse, tarihsel gerçeklikten kopar ve etkisizleşir. Bu nedenle devrimci süreklilik; geçmişin mekanik tekrarında değil, onun özünü bugünün koşullarında yeniden üretme kapasitesinde ortaya çıkar. Kaypakkaya’nın devrimciliği, yalnızca söylediği sözlerde değil; dogmaları parçalama cesaretindeydi. Denizlerin kararlılığı, yalnızca darağacındaki sloganlarında değil; emperyalizme ve sömürü düzenine karşı pratik mücadelelerinde anlam kazanıyordu. Haki Karer’in mirası ise yalnızca anılarda değil; halklar arasında devrimci dayanışmayı somutlaştırabilmesindeydi. Devrimci Romantizm ve Gerçek Mücadele Arasındaki Çelişki Bugün devrimci hareketlerin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri, geçmişi romantikleştirme eğilimidir. Özellikle genç kuşaklar açısından devrimci önderlerin yaşamı çoğu zaman bir kahramanlık anlatısına indirgenebiliyor. Oysa onların yaşamı, yalnızca cesaret değil; aynı zamanda büyük bir teorik arayış, örgütsel disiplin ve siyasal çözümleme pratiğiydi. Devrimcilik, ölümü kutsamak değildir. Asıl mesele, halkların özgürlüğü için yaşamı örgütleyebilmektir. Eğer mücadele yalnızca fedakârlık estetiğine indirgenirse, toplumsal dönüşüm hedefi geri plana düşer. Halbuki devrimci hareketlerin tarihsel gücü, halk içerisinde kök salabilme kapasitesinden gelir. Kürdistan özgürlük mücadelesinin uzun yıllar boyunca ayakta kalabilmesinin temel nedenlerinden biri de budur. Mücadele yalnızca silahlı direnişten ibaret kalmamış; kültürel, toplumsal ve siyasal alanlarda da kendisini yeniden üretmiştir. Kadın özgürlük mücadelesinin gelişmesi, yerel örgütlenmelerin kurulması, dil ve kültür çalışmalarının sürdürülmesi; edebiyat ve sanatsal alanda yoğunlaşma sonucu önemli yapıtların tarih sahnesine çıkması bu sürekliliğin önemli parçaları olmuştur. Çünkü sömürgecilik yalnızca askeri bir baskı değildir; aynı zamanda hafızayı silme girişimidir. Bu nedenle Kürdistan’daki mücadele, bir hafıza ve kimlik mücadelesi olarak da şekillenmiştir. Devrimci hareketin görevi yalnızca devlete karşı direnmek değil; halkın kendi tarihsel bilincini yeniden kurabilmesine de zemin yaratmaktır. Yeni Dönemin Mücadelesi Ve Yenilenme Zorunluluğu Bugünün dünyası, 1970’lerin dünyasından farklıdır. Kapitalizm daha merkezileşmiş, devlet denetim mekanizmaları daha teknolojik hale gelmiş, toplumsal ilişkiler dönüşmüş durumdadır. Aynı zamanda bireyciliğin derinleşmesi, toplumsal dayanışma ağlarının zayıflaması, yozlaşmanın tavan yapması ve siyasal umutsuzluğun yayılması; devrimci mücadeleyi daha karmaşık hale getirmektedir. Bu nedenle bugün devrimcilik, yalnızca eski sloganları tekrar etmekle sürdürülemez. Yeni örgütlenme biçimleri, yeni mücadele araçları ve yeni siyasal dil geliştirmek zorunludur. Halkın gündelik yaşamıyla bağ kuramayan, ekonomik ve toplumsal sorunlara somut çözümler üretemeyen hiçbir hareket kalıcı toplumsal taban yaratamaz. Kürdistan özgürlük mücadelesi açısından da mesele budur. Bugün mücadele; yalnızca askeri ya da siyasal düzlemde değil, kültürel üretimden ekolojik direnişe, kadın özgürlüğünden yerel demokrasiye kadar geniş bir alanda sürmektedir. Çünkü özgürlük mücadelesi, yaşamın tamamını dönüştürme iddiası taşıdığı ölçüde güçlüdür. Bu noktada devrimci sadakat kavramı yeniden düşünülmelidir. Sadakat, geçmişi dokunulmazlaştırmak değildir. Gerçek sadakat; geçmişin açtığı yolu daha ileri taşıyabilme cesaretidir. Eğer bugün hâlâ yalnızca eski biçimleri tekrar ediyor, yeni toplumsal gerçeklikleri okuyamıyorsak; aslında geçmişe değil, geçmişin gölgesine bağlı kalıyoruz demektir. Mirası Taşımak mı? Tekrarlamak mı? Haki Karerlerin, Halil Çavgunların, Denizlerin, Kaypakkayaların, Ferhat Kurtay ile Necmi Öner, Mahmut Zengin, Eşref Anyıkların ve diğer devrimci kuşakların bıraktığı miras; donmuş bir tarih anlatısı değildir. O miras, sürekli yeniden üretilmesi gereken bir mücadele çağrısıdır. Onların büyüklüğü, yalnızca bedel ödemelerinde değil; yaşadıkları dönemin gerçekliğine müdahale edebilme cesaretlerinde yatıyordu. Bugün onların anısına yapılabilecek en büyük bağlılık gösterisi, aynı sözleri tekrar etmek değil; onların yaptığı gibi çağın gerçekliğini çözümleyerek yeni mücadele yolları açabilmektir. Çünkü devrimcilik, geçmişin aynısını yaşamak değil; geçmişten öğrenerek bugünü yorumlamak ve geleceği kurabilmektir. Ve belki bugün onların anısına söylenebilecek en doğru söz gerçekten şudur: Onlar yolu açtılar. Şimdi görev, yalnızca o yolda yürümek değil; halkların özgürlüğünü geleceğe taşıyacak yeni yollar yaratabilmektir. Ya da devrimi gerçekleştirecek yol ve yöntenleri yaratmaktır.

16.05.2026

Diğer Başlıklar

DENİZLERİ ANMAK VE ANLAMAK! Hamit Baldemir

DENİZLERİ ANMAK VE ANLAMAK 6 Mayıs, Türkiye devrimci hareketi açısından yalnızca bir anma günü değil; …

23 NİSAN’A DAİR GERÇEKLER: EGEMENLİK Mİ, YOKSA YENİ BİR TAHAKKÜMÜN KURULUŞU MU? Hamit Baldemir

23 NİSAN’A DAİR GERÇEKLER: EGEMENLİK Mİ, YOKSA YENİ BİR TAHAKKÜMÜN KURULUŞU MU? 23 Nisan 1920’de …

DEMOKRATİK MERKEZİYETÇİLİK! Hamit Baldemir

Demokratik merkeziyetçilik, Marksist-Leninist partinin temel işleyiş kuralıdır. Parti bu ilkeye göre yönetilir. Bu ilke onun …

KÜRDİSTAN ULUSAL VE SOSYAL KURTULUŞ MÜCADELESİNDE SORUMLULUK! Hamit Baldemir

KÜRDİSTAN ULUSAL VE SOSYAL KURTULUŞ MÜCADELESİNDE SORUMLULUK Toplumun gelişim süreci içerisinde bireyin ve toplumsal örgütlenmenin …