Pazartesi , 18 Ekim 2021
Home / YAZARLAR / Kemal Bilget / YENİDEN İŞGAL

YENİDEN İŞGAL

Güney Kürdistan ile ilgili sıcak gelişmeler olanca sıcaklığını koruyor. Hatta bu sıcaklık giderek Kürt halkı için daha da yakıcı bir hal alacağa benziyor. Gidişattan tedirgin olan geniş Kürt kamuoyunun birinci gündemi haklı olarak Güney Kürdistan’daki gelişmelerdir. Hakeza, Kürdistan’ın sadece güney parçasının bile Orta Doğu’da tuttuğu yer ve ağırlık nedeniyle konu tüm dünyanın gündeminde de tartışılıp konuşulmaktadır.

Konu gündemdeki ağırlığını koruyor; çünkü Irak, İran ve Türkiye yönetimlerinin 16 Ekim’de Güney Kürdistan’a yönelik başlattıkları saldırının nerede duracağı belirsizliğini sürdürüyor. Kerkük, Mahmur ve Şengal yeniden işgal edildi. Güney Kürdistan’ın yeniden ve bir kez daha tümden işgal edilmesi tehlikesi kapıya dayanmış durumda. Hemen belirtelim ki, sömürgecilerin yeniden işgal politikası, eğer engellenemezse tüm Kürdistan’a yönelecektir. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Kerkük’ün işgali sırasında büyük bir iç ihanet yaşandığını artık herkes kabul ediyor. Bu iç ihanetin de yardımıyla Güney Kürdistan’da tüm dengeler bozulmuş durumda. Sayın Mesut Barzani referandumdan önce yaptığı açıklamaya uygun olarak süresi dolan devlet başkanlığı görevinden çekildi; parlamento Barzani’nin devlet başkanlığı süresinin daha fazla uzatılmaması talebini kabul etti. Ortada henüz berraklaşmamış pek çok belirsizlik var; bir çok soruya kesinlik içeren yanıtlar verebilemek zor. Güneyde coğrafyanın, sosyal yapının , toplumsal moral değerlerin, ekonomik kaynakların ve siyasal kazanımların ağır yaralar aldığı ise kesin. Yaranın derinliği ise zamanla anlaşılacak.

İki hafta gibi kısa bir sürede yaşanan ve halen devam eden bunca sıcak ve güncel gelişmeler içerisinde sağlıklı düşünebilmek ve şaşmaz öngörülerde bulunmak öyle kolay bir iş değil elbette. Fakat oldukça açık ve net; hatta kör gözlere batacak kadar açık ve net gerçeklikler de var ortada. NELER OLUYOR; NİÇİN OLUYOR sorularına elbette herkes kafa yoracaktır. Fakat; sömürgecilerin argümanlarıyla yaşananlara ve olacaklara bakılmamalıdır; demagoji ve spekülasyonlardan uzak durulmalıdır; komplo teorilerinin ve kirli bilgilendirmelerin esiri olmak, daha baştan yolu şaşırmaktır. Öfkemiz ve duygularımız aklın önüne geçmemelidir.

Başımıza gelen, Güney’de karşı karşıya kaldığımız olumsuz sonuçlar tamamen kendi gerçekliklerimizin ve bizi çevreleyen koşulların ürünüdür. Kaderdir, kaçınılmazdır dediğimiz sanılmasın. Asıl neden veya nedenler atlanmamalıdır diyoruz yalnızca. Kendi gerçekliklerimiz ve bizi çevreleyen koşullar diye ifade ettiklerimizi iki ana başlık altında özetleyebiliriz:

1- Güney Kürdistan’ın bir bölümünde gerçekleşen yeniden işgal gösterdi ki, tüm Kürdistan ve tüm Kürt ulusu yeniden bir işgal tehdidi altındadır. 2- Topyekun bu tehdit ve tehlike karşısında Kürdistani siyasilerin, yani halka öncülük edecek politik güçlerin içinde bulundukları durum ihtiyaca cevap verebilmekten uzaktır.

Bu yazıda yalnızca birinci şıkkı ele almak ve bir özet yapmak istiyorum: Kerkük, Mahmur ve Şengal’in yeniden işgalini kastederek Barzani son kamuoyuna yaptığı açıklamasında diyor ki; “Referandum bahane olarak kullanıldı. Her şey (önceden) planlanmıştı” haklı bir tesbit. Yani ve kesin olarak bilinmelidir ki, Kürdistan’ı pazar paylaşım alanı olarak gören tüm sömürgeci güçler, referandum yapılmasaydı da kendilerine mutlaka bir başka gerekçe, yani bir başka bahane bulacaklardı ve bugün yaptıklarını yine yapmak isteyeceklerdi. Tıpkı ABD’nin Irak’ı işgal için “Saddam’ın elinde çok miktarda kimyasal silah stokları var” yalanına sarıldığı gibi. Derenin aşağısından su içmekte olan dağ keçisine yukarıdaki aslanın “ Niye suyumu bulandırıyorsun” demesi gibi. Peki dertleri ne bu işgalcilerin? Neden yeniden ve yeniden Kürdistan’a işgal seferleri düzenlemek istiyorlar? Benzeri soruları çoğaltmadan ve tüm nedenleri sıralamaya kalkmadan belirtelim:

-Ömrü sınırlı ama hala vazgeçilmez önemde olan fosil yakıtların (kömür hariç) Kürdistan toprakları altında bol miktarda bulunmasıdır bir ve ana neden. İran açıklarından başlayıp Adıyaman’a kadar uzanan petrol ve doğal gaz fay hattının merkezi Kerkük şehridir. En az maliyetle çıkarılabilen ve kalitesi en yüksek olan ve üstelik rezervin de en bol olduğu bilinen petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu bu alan tüm leş kargalarının toplanma yeri olmaktan kurtulamıyor bu nedenle. (Gerçi Kürtlerden başka bu leş kargaları buralarda ne geziyor diyen de pek yok ya…)

– Ortadoğu’nun aşağı kısımlarında da artık milyonluk, yarım milyonluk şehirler var. Milyonluk şehirlerin elektrik ve sulama ihtiyaçları bir yana, içebilecek su bulabilmeleri dahi Kürdistan’ın kaderine bağlıdır. Açıktır ki, kendi kaderlerine hükmedecek Kürtler, kendi sularının da egemeni olacaklardır. Yani su hakkında asıl kararı Kürtler verecektir o zaman. Çünkü Fırat ve Dicle onların topraklarından doğmaktadır. Çünkü Fırat ve Dicle bulundukları coğrafyanın akar su kapasitesinin neredeyse yüzde sekseni kadardır. Ve yakın gelecekte pazarın en değerli ve en çok para kazandıracak nesnesi olacak olan bu su kaynakları elbette işgalci/ sömürgeci güçler için terkedilemez niteliktedir.

-Birinci Dünya Savaşı sonrasında Kürdistanı ve Kürt ulusunu bölüp parçalayanlar, bilerek Kürt halkını uzun erimli bir kaos ortamının, yani yapay bir devletler coğrafyasının içerisine itelemişlerdir. Kürtler kendilerine rağmen yaratılmış bu yapaylığı ne zaman bozma yönünde zorlamaya kalksalar, karşılarına oldukça büyük ve birleşik bir şer yumağı, bir şer koalisyonu çıkmaktadır. “Çizdiğimiz bu siyasi coğrafyayı siz Kürtlere bozdurmayız” diye özetlenebilecek bir ortak politika ile ortaklaşma sağlanmaktadır. Kürtlere karşı ortaklaşanlar bazen etkili bölge devletleri olmakta, bazen en büyük emperyalistler bu görevi üstlenmekte ve bazen de hepsi birlikte saldırmaktadırlar. Çünkü Ortadoğu’nun tam merkezinde taşların yerinden oynamasından korkmaktadırlar. O nedenle Kürt halkının her haklı mücadelesinin önüne hep bu statükonun bozulması tehlikesi çıkarılmaktadır. En iyimseri ve olumlusu bile “Siz Kürtler olarak haklısınız ama, biz sizin için tüm statükonun bozulmasını göze alamayız” diyen bir açmaz dayatılmaktadır Kürde.

Hemen şimdi, bu üç temel nedeni beşe, ona, yirmiye çıkarmadan, Kürdistan’ın zengin madenlerinden, engin verimli ovalarından vd. lerinden söz etmeden belirtelim ve soralım: Daha dün kalp altını İbadi ile Türkiye’nin 24 ayarını aynı potada erimeye kim ve ne ikna etti acaba? Irak merkezi yönetimi 16 Ekim’den aylar önce Kerkük petrollerinin işletme hakkını nasıl İngiltere’ye sattı dersiniz? İki can düşmanı olan İran ve Türkiye yönetimleri Astana görüşmeleri başlayalı beri neredeyse kuzu sarması bir dış politika izlemekteler; acaba sihirli bir el mi değdi? Ankara’da aylardır Habur’a alternatif yeni bir sınır kapısı açılması tartışmasını duymayan var mı? Bu tartışma düşünce olmaktan öteye geçmedi mi; Türkiye Habur civarında askeri manevraları niçin yaptığını açık açık dillendirmiyor mu? Irak merkezi hükümeti ile anlaştıktan sonra Güney Kürdistan ile Rojava arasında yeni bir alanı işgal edip petrol taşıma yolu açmak istediğini bar bar bağırmıyor mu? Ve yine Türkiye Afrin’i üç yandan dostlar alış verişte görsün diye mi kuşatma altına alıyor? Belki yarın bu Türkiye – İran ve Irak merkezi hükümeti koalisyonuna Esad da katılacaktır; şüphesi olan var mı?

“Sırtımızı dayayacağımız yalnızca dağlarımızdır” diyor Barzani. Çünkü ABD; Kürdistan’ın yeniden işgali karşısında sessizliğini sürdürüyor bilindiği gibi. Rusya “Sorun çok kapsamlı. Kaderinize razı olun” diyor tüm Kürtlere. Avrupa sus pus beklemekte. İngiltere küçük petrol pazarlıkları yapmakla meşgul.

Büyük emperyalistlerin tümünün Kürt halkına söylemek istediği şu: Biz çıkarlarımız gereği Kürdistan’ın petrolünden, doğalgazından, suyundan, madeninden, buğdayından, fıstığından VD. lerinden vazgeçemeyiz. Fakat biz, bu alış verişi sizinle de yapabiliriz ama, o zaman bölgenin tüm statükosu bozulur. Bizden bunu istemeyin. Göze alamayız böyle bir şeyi.

Oysa ve bilindiği gibi Kürtler son otuz yıl içerisinde epeyce kendi lehlerine yol katettiler. Güneyliler Körfez savaşları ortamından yararlanıp kazanımlarını Federe Devlet düzeyine çıkartılar. Son olarak IŞID’la mücadele ortamında Kerkük, Şengal vd. dışta kalan Kürdistan topraklarını özgürleştirdiler. Rojava kantonal sistemini kendi ayakları üzerine oturtmak çabasında. Kamışlı ile Kobani’ birleştirildi. Afrin’in bütüne katılması an meselesiydi. Henüz ve hiç bir resmiyeti olmasa da, Kuzey’de ve yerel yönetimlerde yarı oranında idare Kürtlerin eline geçmişti. Altı milyona yakın Kürt seçmeni kendisinin saydığı HDP’ne oy vermişti. Tüm bunların üzerine Güney’de halka “Bağımsızlık istiyor musun?” diye soruldu ve büyük bir zaferle sonuçlandı referandum.

Tüm bunlar Kürt halkı için iki bin yıllık tarihin zirvesidir. Büyük kazanımlardır. Kötü talihin yıkılmasının ve karanlık tarih tünelinin ucunda ışığın görülmesinin ön günleridir. Yani Orta Doğu coğrafyasının Kürtler eliyle yeniden çizilmesinin ön evresidir.

İşte bu gidişin önü kesilmek istendi. İran ve Türkiye öncülüğünde yeniden işgal politikaları planlandı. Bağdat yönetimi zaten İran’ın bir eyaleti konumunda ve koalisyonun doğal ortağıydı.

Bu üçlü, fırsat ve ortam kolladı. IŞID’ın elinden Musul alınacak diye Irak ordusu eğitilip silahlandırıldı. İran Haşdi Şabi çeteleriyle Irak ve Suriye’ye iyice yerleşti. Bununla yetinmeyen İran, anlaşılıyor ki, Talabani’in oğulları üzerinden Soranların politik güçleriyle sıkıfıkı ilişkiler geliştirdi. ABD ve Rusya arasındaki dengenin bozulmasının kolay göze alınamayacağı mevcut ortamda ve en önemlisi tüm Kürdistan güçleri arasında birlik ve ortaklaşma sağlanmadan sözünü ettiğimiz koalisyon; bölgedeki büyük güçleri kendi lehlerine ve statükonun bozulmaması lehinde kısmen de olsa ikna ettiler. Ardından da bilinen işgal saldırılarını başlattılar.

Aslolan bu özetlemedir. Hiç kimse bu gerçekleri gözardı etmemelidir. Hiç kimse hırsız (işgalci/ sömürgeciler) dururken ev sahibine küfürler edip durmamalıdır. Özellikle TC ağzıyla Kürt şahsiyetlere hakaretler edilmemelidir. 2017 yılında hala “Feodal, Aşiret reisi “ gibi zırvalamaları kimse kendi ağzına yakıştırmamalıdır.

Geliyorum diyen yeniden işgal tehlikesini görmemek mi; yeterli önlemleri almamak mı dediniz! Orada durun azıcık. Hani Lenin’in Ulusların Kaderlerini Tayın Hakkın konusunda yaptığı bir benzetme vardır; nikah. Biz de bir benzetme yapalım.

Diyelimki zontanın, zorbanın birisi eline geçirdiği odunla çarşı ortasında bir kadını öldüresiye dövmekte. Kadının yürürken yanında bulunan kardeşi zorbadan korkup kaçmış olsun. Ve en önemlisi, o kadın o şiddeti görürken, o an orada olanlar her ağızdan ve çeşitten şunları bağırıyorlar: Kadın daha hızlı kaaaçç! Neden yanına üç kardeşini dee almadın ki? İnsan yanında bayıltıcı sprey falan bulundurur canım! Acaba ne haltlar karıştırdın da o adam seni öylesine dövüyor. Kardeşin de çok tabansızmış. Olmaz olsun öyle kardeş. Vb vb. gibi bir yığın laf, bir yığın söz salatası…

El insaffff, el insanlık yahu! Türkseniz Türk devletine ne diyecekseniz deyin; Acemseniz İran molları asıl hedefiniz olsun; Arapsanız İran’ın emri altında olmaya, Kürdistan’da sürdürülen savaş politikasına karşı çıkın. Haddinizi bilin. Unutmayın; zorba karşısında susanlar o zorbanın ortağı sayılırlar. Barzanileri, Talabanileri eleştirme, uyarma ve hatta gerekirse cezalandırma işini lütfen sahiplerine, yani Kürtlere bırakın. Emin olun, tüm zaaflarına ve içinde bulundukları onca aleyhte koşullara rağmen Kürtlerin kendilerine yetecek kadar akılları vardır. Vardırrrrrrrrrrr.

30 Ekim 17

Kemal Bilget

Diğer Başlıklar

RAKAMLAR YALAN SÖYLEMEZ

İkigündür abartısız belki on kez bigisayarın başına oturup oturup kalktım. Bu yazıyı yazma kararını çok …

ZAMAN VE MEKAN

Bir soruyla başlayalım yazmaya: Dokuz ay yirmi ( 9 ay 20 ) günlükken doğmuş bir …

VEFA NE YANA DÜŞER SEVGİLİ YAŞAR! (15 Temmuz 2015)

VEFA NE YANA DÜŞER SEVGİLİ YAŞAR! Sana yazmaya, mektubu yazmaya başladım ama Yaşar’cığım, emin ol …

“….. TUZ KOKARSA NEYLERSİN?”

“….. TUZ KOKARSA NEYLERSİN?” Kısa bir ön not: Tarihi yaklaşık belli bu tarihsiz yazı 1994 …