Cumartesi , 3 Aralık 2022
Home / anasayfa / MARKSİZM NEDEN TÜRCÜLÜK KARŞITI OLMALI!-3- Roza SOR

MARKSİZM NEDEN TÜRCÜLÜK KARŞITI OLMALI!-3- Roza SOR

Marksizm Neden Türcülük Karşıtı Olmalı? – 3 ve Son

Günümüz üretim güçlerinin düzeyi, yalnızca toplumsal olarak yaratılan hayvan sömürüsünün çözümü hakkında düşünmemize ve hayvanların genel özgürlük mücadelesine dahil edilmesi sorusunu sormamıza olanak vermekle kalmaz. Et endüstrisinin karbon ayak izine veya bu endüstrinin kontrolsüzce doğal kaynakları nasıl sömürdüğüne kısa bir bakış, hayvanların toplumsal düzlemde ele alındığı bir Marksist konumlanışı geliştirmeye yönelik acil gerekliliği ortaya çıkarır. Kapitalizm ve doğa arasındaki çelişki günümüzde insan türünün devamlılığını kökünden tehlikeye atacak bir boyuta ulaştı; endüstrileşmiş hayvansal üretim bu durumun önemli sebeplerinden biri.

Günümüzde hayvan sömürüsü objektif olarak gereksiz olmanın yanında mantıksız ve ilerleme karşıtı. Hayvan sömürüsü su veya soya gibi kaynakların, yerinde ve anlamlı bir kullanım yerine et, süt ve yumurta gibi dünyada akıl dışı bir şekilde dağıtılan ürünlerin üretimi için aşırı ve sürekli artan bir şekilde tüketimine yol açıyor. Yağmur ormanlarının yıkımı, monokültür tarımcılığı, su kirliliği gibi ekolojik yıkımlar hâlihazırda kısmen geri dönüşsüz. Dolayısıyla, et üretimini göz ardı etmeyi veya sosyalist üretime aktarmayı düşünmek, sermayenin lobi grupları faaliyetlerinin saf ve romantik imgelerine kanmak anlamına geliyor. Gıda ve et endüstrilerinin ekolojik olarak sürdürülebilir, vegan ve toplumsal olarak planlanan bir üretime dönüştürülmesi ise yerinde bir sosyalist talep olacaktır.


Toplumsal olarak üretilen acı ve sömürünün sona erdirilmesi için özgürleşmenin gerekli olduğunu kabul eden kimselerin, hayvanları bu çabanın dışında bırakmak için -ideolojik sebepler dışında- bir nedeni yoktur. Günümüz toplumunda temel sömürü ve tahakküm ilişkileri olarak sermaye ilişkilerinin analizi, kapitalist kârın yalnızca ücretli işçilerin değil, aynı zamanda hayvanların (ve genel olarak doğanın) sömürüsüne dayandığını gösterir. Toplum ve doğa arasındaki ilişkinin karın azami seviyeye çıkarılmasına dayandığı kapitalist üretim aynı zamanda zenginliğin tüm kaynaklarını, “toprağı ve işçiyi” [Karl Marx, “Kapital”, 1, Cilt, sayfa 482] tüketir. Dolayısıyla bu ilişkinin tümden ortadan kaldırılması için verilen tavizsiz bir mücadele hayvanların ve doğanın özgürleşme mücadelesini kapsamak zorundadır.
Ücretli işçilerin ve hayvanların sömürülme biçimleri arasındaki niteliksel farklara rağmen, insanlar ve hayvanlar -sürekli farklı biçimler alsa da- benzer olarak acı çekme kapasitesine sahiptir. İnsanlar ve hayvanlar arasında toplumsal-tarihsel olarak oluşmuş tedrici farklara rağmen, ortak olarak kalmış acı çekme kapasitesi söz konusu olduğunda, bu iki tür arasında kesin ve net bir ayrım yapmak tutarsız ve yanlış bilincin bir ürünü olacaktır.


Bu noktada birçok Marksist yoldaş acı çekmeye dair bütün bu lakırdıların ahlakçılık (moralism) olduğunu, ahlâki ilkelerin sınıf bilincine yaslanan anti-kapitalist mücadelenin temelini oluşturamayacağını söyleyerek itiraz eder.

Burada bahsettiğimiz acı çekme idealist değil tarihsel materyalist bir kategoridir. Diş ağrısı veya aşk acısı türünden bir acı değil; toplumun örgütlenişinden ve üretim ilişkilerinden kaynaklanan bir acıdır; dolayısıyla hafifletilebilir ve hatta topyekûn ortadan kaldırılabilir. Bunu ortadan kaldırma iradesi sınıf mücadelesinin ve dayanışmanın itici gücüdür- tarihsel materyalizmin kıvılcımının bir parçasıdır. Marksist kuram içerisinde acının görmezden gelinmesi, kendi temelinde yatan önemli bir unsurun yadsınması anlamına gelir.

“En Marksist” anlamdaki siyaset bile ilkin ahlâki motivasyonlara sahiptir çünkü ücretli kölelik ve sömürü koşulları altında çekilen acı kapitalizmin ortadan kaldırılmasının olasılıklarının arayışında bir katalizördür. Sömürü, baskı, emperyalizm ve benzerlerinin üretiminin kapitalizme içkin olduğunu, bir diğer deyişle kapitalizmin bizim acı çektiğimiz koşullar altında meydana geldiğini idrak etmek, Marksistlerin toplumun analizini ve eleştirisini yapabilmesine ve bu temelde devrimci siyaset yapabilmesine yol açar.


Sınıf çatışmasının üstesinden gelinmediği sürece işçilerin kendi emeklerinin ürününe, kendilerine, sosyal üretim süreçlerine ve doğaya yabancılaşmaları da sürecektir. Hayvancılık endüstrisinde ücretli işçilerin üretim sürecinde, acı çekme kapasitesi olan canlılara zarar verebilmesi, hayvanları endüstriyel olarak üretebilmesi -yani öldürebilmesi- için bu yabancılaşmanın aşırı bir düzeye yükselmesi gereklidir. Kapitalist hayvan sömürüsü sürecinde hayvanlarla asli bir ortaklığımız olduğu bilincini yitiririz; bizim de zulmedilebilecek bir bedenimiz olduğunu, insan olmanın aynı zamanda hayvan olmak demek olduğunu unuturuz. İnsanın iç doğasının baskılanması, toplumsal emeğin kapitalist biçimde örgütlenmesinin hem bir koşulu hem de sonucudur.

Bütün bunları dikkate aldığımızda, şu hükme de varmamız gerekir: Kapitalizmin vahşeti karşısında bizi toplumun Marksist bir analizine ve direnişe iten infial deneyimi, hayvan özgürleşmesi savunucularının hayvanların acıları karşısında deneyimlediği ile aynıdır. Hayvanların düşmanı -sermaye- aynı zamanda insanların düşmanıdır. Marksistler, anti-kapitalistler, bu dayanışma dürtüsünü kendi yaşamları için de bir kamçıya çevirmeli ve kapitalist üretim süreçleri içinde hayvanların pozisyonunu, yani onların da canları pahasına yönetici sınıfın servet birikimine dahil edilen, tahakküm altında canlılar olduklarını anlamalı ve kabul etmelidirler.

Kaynak: Marksizm ve Hayvan Özgürlüğü Birliği

Diğer Başlıklar

ÖLÜMSÜZLERİMİZİN İZİNDE KAVGAYI BÜYÜTELİM! KKP

Ölümsüzlerimizin İzinde Kavgayı Büyütelim şairiyle gerçekleşen anma gecesine KKP İsviçre örgütü davet edildi.  KKP Anma …

SOLCU MONOLOGLAR! Necati GÜLER

Solcu Monologlar sürmanşeti ile Necati Güler öykü tadında yazılar yazıyor. Kendi sosyal medyasında mütevazi bir …

DERSİM SOYKIRIMI ASLA UNUTULAMAZ! Erdal YILDIRIM

Denge Kürdistan Yayın Kollektifi olarak Erdal Yıldırım’ın Çatlağını bulan yazılar kitabında yayınlanan bu yazı 2016 …

ULUSAL SORUNA DAİR! HAMİT BALDEMİR

Ulusal Soruna Dair “İnsanın düşüncesini belirleyen toplumsal yapılarıdır. İnsanın düşüncesi toplumsal yapıyı belirlemez“. Yani hangi …