Cumartesi , 20 Nisan 2024
Home / Dünya / TÜRCÜLÜK KARŞITLIĞI NEDEN MARKSİST OLMALI -2- Roza SOR

TÜRCÜLÜK KARŞITLIĞI NEDEN MARKSİST OLMALI -2- Roza SOR

Türcülük Karşıtlığı Neden Marksist olmalı? – 2

Çağdaş kapitalist toplum, hayvanları yalnızca değerin maddi taşıyıcıları, üretim araçları, emek araçları ve elde edilme sürecine herhangi bir insan emeği kullanımı dahil olmadıkça doğa tarafından “bedavaya” sunulan üretim nesneleri olarak görür. Et endüstrisinin yöneticileri, hayvan sömürüsü kompleksinin tam kalbinde yer alan bu endüstriden, hayvanları öldürerek milyarlarca dolar kazanıyorlar. Yalnızca Almanya’da yılda 60 milyondan fazla domuz, 3,5 milyondan fazla inek ve 700 milyondan fazla tavuk, ördek ve kaz öldürülerek bu endüstriden yıllık 40 milyar euro’yu bulan rekor bir ciro elde ediliyor. İsviçre’de bile satış hacmi 10 milyar İsviçre frankı seviyesini buluyor. Türkiye’de hayvansal ürün üretim değeri ise 2017 yılında 69,9 milyar TL olarak açıklanmıştır. 2018 yılında bu değer 79.1 milyara yükselirken, 2019 yılında ise 93,92 milyar olmuştur. Hayvanlar sirklerde ve hayvanat bahçelerinde, azap verici ve aptallaştırıcı şov hareketlerini gerçekleştirmeleri için ekseriyetle berbat koşullarda tutuluyorlar. Avlarda ise çoğunluğu zengin avcılar tarafından, sırf eğlencesine öldürülüyorlar. Deneylerde araştırma ve emek nesneleri olarak işlev görürlerken evcil hayvan endüstrisi ise onları iradeleri dışında, kaldırabileceklerinden fazla üremeye mecbur bırakıyor ve oyuncak olarak satıyor. Bu koşullar korkunç ve acımasız; bunlara tanık olan ve çevresiyle tamamen yabancılaşmış bir ilişkisi olmayan herhangi biri, acı içinde gördüğü bu duyarlı varlıklarla en azından bir seviyede empati kurar.

(Burada, metin; çağdaş hayvan hakları ve hayvan özgürlük hareketlerine egemen olan üç metafizik türcülük karşıtı akımı – Burjuva Ahlak Felsefesi, Liberal Yasal Eleştiricilik ve Sosyal Liberal Post-Yapısalcı Anti-Otoritaryanizm- detaylandırıyor.)

Üç yaklaşım da sadece türcü aklın iç işleyişi ile ilgilenir. Buna binaen, hayvan sömürüsünün her biçimi onlara türcü bilincin bir sonucu gibi görünür. Onlar için hayvanları özgürleştirmeye yönelmiş siyasal faaliyet de öncelikle doğru düşünüş, ahlaki davranış ve hukuk normları sorunudur. Dost çevresi, kasap, et üreticisi, hayvan deneyi laboratuvarı ve onun lobicileri… hayvanların özgür bırakılması için hepsi türcü düşünüşleri ile ilişkilerini kesmelidir. Burada toplumsal praksis, her şeyin ötesinde bir toplumsal bilinç meselesidir. Toplumsal bilinç de ayrı ayrı bireylerin bilincinin toplamı olarak algılanır. Hayvan sömürüsü ve hayvan özgürlüğü felsefi, epistemolojik ve en iyi ihtimalle hukuk teorisine dair bir soruna indirgenir. Ahlak felsefecileri, hukuk teorisyenleri ve anti-otoriter türcülük karşıtları ne hayvan sömürüsünden kâr elde edenlerin mevcut hayvan sömürü biçimlerini devam ettirmekteki kuvvetli çıkarlarını gerçekten açıklarlar ne de neden böyle çıkarlara sahip olduklarını.

Burası tam da Marksizmin meseleye dahil olduğu yer. … İnsanlar, tarihsel olarak belirli üretim ilişkileri içerisinde sarf ettikleri toplumsal emekle, maddi varlıklarının üzerinden, kendi bilinçlerini ve bu bilincin değişmesini mümkün ve mecbur kılan koşulları da üretirler. Doğayı ve toplumun işlevselliğini şekillendiren ve bunları anlamanın temelini oluşturan – halihazırda var olan koşulların etken bir şekilde değiştirilmesi anlamına gelen- toplumsal emektir. Nitekim, Marx ve Engels’e göre, varlıkla bilinç, toplumla doğa arasındaki farz edilen ikililiği üretenin, yöneltenin, ve etkileyenin; insan, toplum ve doğa arasındaki içsel ilişkileri tesis edenin, ne olduğuna bakmalıyız- ve bu şey, belirli bir tarihsel biçim içerisindeki toplumsal emektir. Bu yüzden bir yanda toplumun öte yandan hayvanların ve doğanın
olduğu çelişki basitçe insanların kafasında gelişip ortaya çıkmaz; kapitalizm, toplumsal emeğin örgütlenmesinin belirli bir tarihsel biçimi olarak, sürekli bu çelişkiyi yeniden üretir. Kapitalist üretim
süreci içerisinde, hayvanlar ve doğa, hiç abartısız, sadece sömürülecek bir kaynak haline gelirler.

Sadece hayvan sömürüsünün meşrulaştırılma yollarını ele almak yerine onu açıklamak, eleştirmek ve ortadan kaldırmak istiyorsak, tarihsel materyalizmin araçlarına yaslanmak zorundayız.

İnsan hayvan ilişkisinin tarihi ve gelişimi insanların, toplumsal emekleri ile yollarını doğanın dışına doğru çevirdikleri ve dolayısıyla insan dışı hayvanlarla farklılıklarını ürettikleri medeniyet sürecinin sonuçlarıdır. … Hayvanlara yönelik türcü düşünüş hayvan sömürüsünün temeli değil ancak
onun ideolojik yansımasıdır. Marco Maurizi meselenin özünü şöyle dile getirir: “Hayvanları insanlardan daha aşağı farz ettiğimiz için sömürmüyoruz, bilakis, sömürdüğümüz için onları aşağı görüyoruz.” -Marco Maurizi, Al di là della natura, p.23 (Kitabın adı Doğa’nın Ötesinde olarak çevirilebilir.)


Hayvanlar, kapitalizme özgü toplumsal ilişkiler içinde doğrudan aktif bireyler olarak yer almazlar; piyasada -kendi emekleri dahil- bir şey satmaz yahut satın almazlar. Üretim süreçlerinde emekharcadıklarında, bunun karşılığında ücret almazlar. Dolayısıyla, hayvanlar artı değer üretmezler. ve işçi sınıfının parçası değillerdir. Sömürüleri, Marx’ın doğanın sömürüsü diye tabir ettiği ilişkiye tekabül eder: Burjuva mülkiyet hakları ve ekonomik güç sayesinde, kapitalistler doğayla ve hayvanlarla kurdukları yıkıcı/ölümcül ilişkiden kar elde ederler. Bu, emek değer teorisindeki anlamıyla sömürü değildir. Öte yandan Marx, sömürü kavramını sadece artı değer üretimi ile sınırlandırmaz. Ve kesinlikle, artı değer üretmedikleri için kölelerin sömürülmediği gibi bir sonuca varmaz.

Hayvanlara, örgütlü bir şekilde direniş sergileyemedikleri için, tıpkı diğer doğal maddeler gibi, bedava üretim araçları yani emek araçları (hayvanlar yumurta, süt, et, vb. şeylerin üretimi için makinelermiş gibi) ve emek nesneleri olarak (işlemlerle deri, et vs. haline getirilmek üzere) el konulur. Çoğu zaman oldukça vahşi olan bu el koyma sürecini, ücretli emekçiler gerçekleştirir; sermayenin emri altında- hayvan endüstrisinde öldürmeyi, sağmayı, deneyleri ve daha birçok benzeri süreci kapsayan- artı değer üretimini icra ederler. Hayvanlar tarafından üretilen ya da direkt hayvanların kendisi (bedeni) olan ürünler yine başka ücretli emekçiler tarafından ilave işlemlerden geçirilir ve son olarak meta olarak satılırlar. Görüldüğü üzere, kâr üretimi yalnızca ücretli işçilerin sömürüsüne dayanmaz, özelde hayvanların genelde de doğanın sömürüsünü de dayanır. Kapitalistler, hayvan sömürüsüyle elde edilen kârı en yüksek orana çıkarmak amacıyla hayvanları üretim sürecine mümkün olan en verimli şekilde dahil etmek için çabalarlar. Verimlilik aynı zamanda şu anlama gelir: Hayvanları -aralarında acı çekme yetilerinin de bulunduğu- niteliklerinden soyutlamak.


Doğrusu, ekonomi politik eleştiriden hayvanların sosyalist ya da komünist bir toplumda kendiliğinden özgürleşeceği sonucuna varmak mümkün değildir. Yine de sermayenin hükümranlığına ve onun gaspçılığına karşı mücadele, insanların, kolektif bir şekilde “o karar”ı almasını mümkün kılacak vazgeçilmez ön koşullardır. O karar ise şudur: Hayvanları özgürleştireceğiz!

Sermaye ilişkileri devam ettiği ve onunla birlikte,üretilen ürünler, üretimin nasıl ve hangi yollarla gerçekleşeceği üzerinde egemen sınıfın hakimiyeti baki kaldığı sürece sermaye doğayı gasp edecek ve her şeyi, kimsenin ya da hiçbir şeyin kendisini dışında tutamayacağı, karşı duramayacağı bir şekilde bir fiyata, değere dönüştürme sürecine katacaktır.

Kaynak: Marksizm ve Hayvan Özgürlüğü Birliği

Diğer Başlıklar

SEҪİMLER VE GERҪEKLER! HAMİT BALDEMİR

SEҪİMLER VE GERҪEKLER! Gerek ulusal mücadelede ve gerekse sosyal mücadelede devrimciler legaliteyi her zaman olanaklar …

30.YILINDA MADIMAK KATLİAMININ UNUTMADIK! XETA SOR

Yılında Madımak Katliamını Unutmadık! 2 Temmuz 1993, TC devletinin katliamlar serisine bir yenisinin eklendiği, kara …

NUH GELSİN DE TUFAN GÖRSÜN-6- Remzi BİLGET

NUH GELSİN DE TUFAN GÖRSÜN Bitmiyor Ölümlerimiz! Ağlamak nedir, gözyaşı ne ola? Ya da kuruması …

FIRSAT KARGALARI! Samet ERDOĞDU

FIRSAT KARGALARI 10 sene önce politik meteorolojide benim hava tahmini göstergem Öcalan idi. Ona bakarak …