VENEZUELA: EKONOMİK, TOPLUMSAL VE SİYASAL DURUM VE ABD MÜDAHALELERİNİN GEREKÇELERİ
Venezuela, son yirmi beş yıldır Latin Amerika’nın en önemli siyasal mücadele alanlarından biri hâline gelmiştir. Ülkenin yaşadığı kriz, çoğu zaman yalnızca “ekonomik başarısızlık” ya da “yönetim sorunu” olarak sunulsa da gerçekte bu süreç; sınıfsal çelişkiler, emperyalist müdahaleler ve bölgesel güç dengeleriyle iç içe geçmiş çok boyutlu bir krizdir. Venezuela örneği, emperyalizmin bağımsızlık iddiası taşıyan ülkelere karşı nasıl sistematik baskı uyguladığını göstermesi bakımından öğreticidir.
EKONOMİK DURUM: PETROL BAĞIMLILIĞI VE YAPTIRIMLAR
Venezuela ekonomisi tarihsel olarak neredeyse bütünüyle petrole dayalı bir yapıya sahiptir. Dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip olmasına rağmen, bu tek ürünlü ekonomik model ülkeyi son derece kırılgan kılmıştır. Hugo Chávez döneminde petrol gelirleri kamusal hizmetlere, yoksullukla mücadele programlarına ve sosyal harcamalara yönlendirilmiş; eğitim, sağlık ve barınma alanlarında emekçi sınıflar lehine önemli ilerlemeler sağlanmıştır.
Ancak petrol fiyatlarının küresel ölçekte düşmesi devlet gelirlerinde ciddi bir daralmaya yol açmıştır. Bu yapısal zayıflığa ek olarak ABD öncülüğünde uygulanan ekonomik yaptırımlar, Venezuela ekonomisini adeta felç etmiştir. Bankacılık işlemleri, petrol ihracatı, teknoloji ve yedek parça temini büyük ölçüde engellenmiş; ülkenin döviz gelirleri kesilmiştir. Bu yaptırımlar doğrudan halkı hedef almış, enflasyonun yükselmesine, üretimin düşmesine ve temel ihtiyaç maddelerine erişimin zorlaşmasına neden olmuştur.
TOPLUMSAL DURUM: SINIFSAL KUTUPLAŞMA VE YAŞAM KOŞULLARI
Venezuela toplumu derin bir sınıfsal kutuplaşma yaşamaktadır. Bir yanda, Bolivarcı süreci destekleyen işçi sınıfı, yoksullar ve köylüler; diğer yanda ise geleneksel sermaye sınıfı, büyük toprak sahipleri ve ABD ile organik bağları olan burjuvazi bulunmaktadır. Emperyalist yaptırımların yarattığı ekonomik daralma en ağır biçimde emekçi sınıfları etkilemiş; gıda, ilaç ve enerji alanlarında ciddi sorunlar ortaya çıkmıştır.
Buna karşın hükümet, sınırlı olanaklara rağmen sosyal yardımlar, sübvansiyonlu gıda dağıtımı ve kamusal destek programlarıyla toplumsal çözülmeyi tamamen engellemeye çalışmaktadır. Yaşanan toplumsal sorunlar, yalnızca iç yönetimle açıklanamayacak ölçüde dış müdahalelerin sonucudur.
SİYASAL DURUM: BOLİVARCI SÜREÇ VE İKTİDAR MÜCADELESİ
Hugo Chávez ile başlayan Bolivarcı süreç, Venezuela’da neoliberal düzene karşı gelişmiş halkçı ve kısmen anti-emperyalist bir siyasal hattı temsil etmektedir. Bu süreç, devletin stratejik sektörler üzerindeki denetimini artırmayı, sosyal adaleti güçlendirmeyi ve ABD hegemonyasına karşı görece bağımsız bir çizgi oluşturmayı hedeflemiştir.
Chávez sonrası dönemde Nicolás Maduro yönetimi, hem iç muhalefetin hem de dış müdahalelerin yoğun baskısı altında iktidarını sürdürmektedir. ABD destekli muhalefet, seçim sonuçlarını tanımamış; darbe girişimleri, sokak çatışmaları ve paralel iktidar arayışlarıyla ülkeyi istikrarsızlaştırmaya çalışmıştır.
ABD’NİN VENEZUELA’YA YÖNELİK SALDIRI GEREKÇELERİ
ABD’nin Venezuela’ya yönelik düşmanca tutumunun temelinde birkaç ana gerekçe bulunmaktadır. İlk olarak Venezuela, Latin Amerika’da ABD hegemonyasına meydan okuyan bir siyasal örnek oluşturmuştur. Petrol sektörünün kamulaştırılması ve ulusal kaynaklar üzerindeki devlet denetimi, ABD şirketlerinin çıkarlarını doğrudan zedelemiştir.
İkinci olarak Venezuela, Küba, Nikaragua, Bolivya ve geçmişte Ekvador gibi ülkelerle birlikte bölgesel bir anti-emperyalist blok oluşturma potansiyeli taşımıştır. Bu durum ABD’nin “arka bahçesi” olarak gördüğü Latin Amerika’daki egemenliğini tehdit etmiştir.
Üçüncü olarak Venezuela’nın Rusya, Çin ve İran gibi ABD karşıtı ya da rakip güçlerle geliştirdiği ilişkiler, ülkeyi jeopolitik bir hedef hâline getirmiştir. ABD, Venezuela’yı zayıflatarak bu güçlerin bölgedeki etkisini sınırlamayı amaçlamaktadır.
SONUÇ
Venezuela’da yaşanan kriz, basit bir ekonomik ya da yönetsel sorun değildir. Bu kriz; emperyalist müdahaleler, sınıfsal mücadeleler ve bağımsızlık arayışlarının kesişim noktasında şekillenmektedir. ABD’nin uyguladığı yaptırımlar ve siyasal baskılar, Venezuela halkını cezalandırmayı ve Bolivarcı süreci tasfiye etmeyi hedeflemektedir.
Venezuela örneği, emperyalizmin kendi çıkarlarına uymayan yönetimlere karşı demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemleri altında nasıl saldırgan bir politika izlediğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
SON SÖZ !…
Anlaşılıyor ki, Venezuela’daki iktidar halka baskı yaptığı ve diktatör olduğudan ABD, halkı kurtarmak için devlet başkanı ve eşini kaçırmadı. Devlet başkanını kaçırmakla yetinmeyip başkenti bombardımana tabi tutmaktadır. Meseleyi bilmeden ezberden oradaki yönetimi ve devlet başkanını suçlamak, bununla yetinmeyip bunların şahsında tüm sol ve sosyalistlere ağır hakaretler ve küfürler yağdırmak cahillikten ve apolitiklikten başka bir şey değildir. Hele bunu Kürt milliyetçiliği ve Kürdistan yurtseverliği adına yapmak tam bir gerilik ve apoltiliktir. Bu dış müdahalele ve emperyalist terörü lanetleyene; küfür ve hakaret etmek anlaşılması zor ve bir derin psikolojik vakadır. Amerika Rojava’da Kürtlere sınırlı bir destek veriyor diye haydutluğu görmezden gelmek insanlık değerlerinden yabancılaşmaktır.
Lütfen iyi bir insansanız kendiniz için istemediğinizi başkaları için de istemeyin. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın demeyin. Yüz yıllardır bu yılan ve yılanlar Kürd halkına dokunuyor. Halkı zehirliyor ve öldürüyor. Bugün bölgesel ihtiyaçtan kaynaklı Kürtlere sınırlı destekten dolayı Kurt kuzu olmuyor. Kürtler elbette bu durumdan faydalanmalıdır ama atalarımızın ve ezilen halkların düşmanı asla insanlığın dostu olamaz. Kürt ata sözü ile konuyu noktalıyorum; “dijminê dê yu bava nabin dostê lawa”.
05.01.2026
Denge Kürdistan Denge Kürdistan