Pazartesi , 26 Eylül 2022
Home / Güncel / 1 KASIM 2009’DA YİTİRDİĞİMİZ ARAP KEÇECİ YOLDAŞI SAYGIYLA ANIYORUZ.

1 KASIM 2009’DA YİTİRDİĞİMİZ ARAP KEÇECİ YOLDAŞI SAYGIYLA ANIYORUZ.

VAKİTSİZ ÖLÜMLER VARDIR. ARAP KEÇECİ’Yİ ARAMIZDAN VAKİTSİZ BİR ÖLÜM AYIRMIŞTI. 9 YIL ÖNCE BU GÜN KANSERE YENİK DÜŞTÜĞÜNDE 53 YAŞINDAYDI. YAŞAMININ EN AZ OTUZ YILINI DEVRİMCİ MÜCADELE İÇİNDE BİR NEFER OLARAK GEÇİRMİŞTİ. BANKA SOYGUNLARINDAN ZİNDANLARDA TÜNEL KAZMAYA, ÖLÜM ORUÇLARINDAN SOKAK GÖSTERİLERİNE KADAR HER TÜRLÜ EYLEM VE MÜCADELE İÇİNDE YER ALMIŞ BİR DEVRİMCİYDİ. EMİR – KOMUTA İLE DEĞİL, ”DURUMDAN KENDİNE VAZİFE ÇIKARARAK” ÇALIŞMAYI SEVEN BAŞINA BUYRUK BİR YOLDAŞTI. BİR KEZ DAHA SEVGİ VE HASRETLE ANARKEN, ÖLÜMÜNÜN ARDINDAN EN YAKIN EYLEM ARKADAŞI HÜSEYİN İŞLİ İLE SAMET ERDOĞDU’NUN YAZDIĞI YAZIYI PAYLAŞIYORUZ.

ARAP yoldaşın ardından… / Hüseyin İŞLİ / Samet ERDOĞDU

Çocuksu saflığı, derin inanç ve bağlılığı, sadeliği ve çalışkanlığı, mücadelede başeğmez inatçılığı, yoldaşlar arasında fedakarlığı ve uyumluluğu ile tam bir dava adamı, devrim emekçisiydi.

O büyük gün geldiğinde

Ben kimbilir kaç yıldan beri

Ebedi yatağımda toprağın derinliklerinde

Sonsuz bir uykuda uyuyor olacağım…

Fakat alınca ne zamandır beklediğim haberi

Uyanıp, sesimi kimse duymadan

O büyük zaferin tarifsiz coşkusuyla

Kara toprağın altından, ben de haykıracağım.

İşçi sınıfının yiğit evladı, katıksız enternasyonalist, fedakar militan, sadık marksist – leninist , THKO Mücadele Birliği, TKEP – KKP, TKEP, SEH üyeliklerinin onurlu taşıyıcısı Arap Keçeci yoldaş bir süredir tedavi gördüğü kanser hastalığına yenik düşerek aramızdan ayrıldı. Proletarya isimsiz kahramanlarından, sıra neferlerinden birini daha sessiz sedasız yitirdi.

O, kendini Türkiye halklarının toplumsal kurtuluş ve komünizm davasına; ezilen Kürt ulusunun ulusal – toplumsal kurtuluşuna; başta proletarya olmak üzere tüm ezilen, sömürülen emekçi sınıf ve tabakaların özgürlük, ekmek, adalet kavgasına; halkların kardeşliği ve dayanışmasına; sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya idealine adamış sayısız sıra neferlerinden biriydi. Çocuksu saflığı, derin inanç ve bağlılığı, sadeliği ve çalışkanlığı, mücadelede başeğmez inatçılığı, yoldaşlar arasında fedakarlığı ve uyumluluğu ile tam bir dava adamı, devrim emekçisiydi. Yük olan değil, yük taşıyan; sorun olan değil, sorun çözen; yakınan, sızlanan değil, çare arayandı.

O dörtdörtlük değildi; öyle bir iddiası da yoktu. Elbette eksiklikleri, zayıflıkları, kusurları vardı. Ama meziyetleri yanında bunların adı bile anılmaz.

Arap yoldaş 1956 yılında Çorum’un Alaca İlçesi’nin şehire ve ilçeye oldukça uzak küçük bir Alevi köyü olan Bozdoğan Köyü’nde doğdu. Bu köy devletin hafızasında öteden beri sicili bozuk kaydedilmiş. Öyle ki; Aleviler camiye gitmediği halde, uslanıp imana gelmeleri için faşist cunta zamanında cami yaptırılmış; geçim ve hayat şartlarının çetinliği nedeniyle başta Ankara olmak üzere çeşitli kentlere sürekli göç veren, dünyaya açık bir köydür. Arap yoldaşın pes etmez cesur kişiliğinin, pratik yaratıcılığının ve eylem adamlığının köklerinde zorluklarla geçen çetin yaşamı kadar, doğup büyüdüğü bu köyün atmosferinin de büyük rolü olmuş olmalı.

Arap yoldaşın örgütlü devrimci mücadeleyle tanışması çok genç yaşlarda ekmeğini kazanmaya geldiği Ankara’da olur. Bu kara kuru, meraklı, araştıran, sorgulayan ufacık genç inşaat işçisi, sendikaların, işçi ve gençlik derneklerinin toplantıları, seminerleri ve tartışmalarının müdavimidir. İlk bakışta hiçbir etki uyandırmayan, gösterişsiz, dikkat çekmeyen sıradan bir inşaat işçisidir. Ancak tartışmalara katıldığı, soru sorduğu, faaliyetlere katıldığı zaman gözleri ışıl ışıl parlayan, sel gibi coşan, ateşli bir kişiliği vardır. Her gösteri ve yürüyüşün içinde, polise ve faşistlerin saldırılarına karşı gecekondu savunmalarında, işçi dernekleri ve sendikaların etkinliklerinde, alanlarda, faşistlerce katledilen devrimcilerin cenaze törenlerinde, seminerlerde, işçi – gençlik toplantıları ve eğitim çalışmalarında, bildiri dağıtımı, yazılama ve afişlemelerde yer almakta; devrimci, sosyalist herkese yardım etmektedir. Çalıştığı inşaat sektöründe yapı işçilerinin her türlü örgütlenme ve mücadelesinin, grev, işyeri işgali ve diğer eylemlerin en önündedir.

İşte bu çalışmalar içindeyken, kendisi de inşaatlarda çalışan yiğit komünist, proleter kökenli Antepli Kel Hoca yoldaşla karşılaşır. Kel Hoca 12 Mart öncesinde TİP, Dev – Genç içinde çalışmış, daha sonra THKO içinde yer almış, THKO’nun maocu Halkın Kurtuluşçularınca ele geçirilmesi üzerine THKO – Mücadele Birliği içinde yer almış bir eski tüfektir. Arap yoldaşın, Emeğin Birliği adlı yasal gazete nedeniyle “Emeğin Birlikçileri” olarak da adlandırılan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu – Mücadele Birliği ile tanışması bu şekilde olur.

Genç yaşta örgüte katılır ve sonuna kadar yürür…

Deniz Gezmişlerin kurduğu THKO’nun gerçek takipçisi, miraslarının liyakatlı temsilcisi bu gruptur. Anti Sovyet çizgide olanların THKO ve Denizler adına hareket etmelerini bir türlü kabullenemez. O, kusurlarıyla ve başarılarıyla sınıf karşıtlıklarını kesinkes ortadan kaldırmak ve proletaryanın nihai kurtuluşunu sağlamak yolunda tarihin tanıdığı bu en muazzam deneyime, Sovyet deneyimine titizlikle sahip çıkmakta, sınıf içgüdüsüyle ona toz kondurmamakta ve her koşulda savunmaktadır. Sosyalist ülkelerin her spor başarısı, her teknik atılımı, ekonomik kalkınması ve kültürel ilerlemesi onun için gurur ve övünç kaynağıdır. Sosyalist sistemin çöküşünden sonra çalışmaya gittiği eski Sovyetler Birliği topraklarında gördükleri ve işçilerden öğrendikleri onun bu kanısını doğrulamış, daha da pekiştirmiştir. Yaşamının sonuna kadar Lenin’in, Stalin’in ve ardıllarının sosyalist ülkesine değer vermiştir.

Örgütlü yaşama geçiş Arap yoldaşın yaşamını baştan aşağı değiştirmiştir. O, artık daha bilinçli, amaçları, dünya görüşü daha net, örgütlü bir komünisttir. Tartışmalara hararetle katılmakta, bir yandan marksist – leninist temel eserleri, öte yandan belli başlı siyasal grupların ve her şeyden önce de kendi örgütünün yayınlarını, dünya ve yurt edebiyatının eserlerini su gibi okumaktadır.

Kel Hoca ve öteki yoldaşlarla Ankara’da yürüttükleri çalışmaların sonucunda orada geniş bir kitle temeli yaratmayı ve bunun içinde THKO – MB örgütünün çekirdek yapısını örgütlemeyi başarırlar. Arap yoldaş imkan yaratıcısıdır. Ev, mekan, para, teksir ya da fotokopi makinası, daktilo, matbaa, kitap vs… Faaliyetlerin ihtiyaç duyduğu kaynak, araç ve gereçleri temin etmekte bazen riske girmek gerektiğinde kimseden bir emir beklemeksizin işe girişir, gözünü budaktan sakınmaz ve ne yapıp edip, gerekeni örgütün önüne getirir. Bu, bazen bir çuval dolusu para, bazen altın, bazen silah, bazen başka bir şeydir. Ama kirli yollara, kirli ilişkilere başvurmaz. İnisiyatif kullandığı kadar, örgütün ilkelerine de titizdir… Faşistlerle kavgalarda, mahalle savunmalarında, izinsiz yazılama – afişleme – pankart asma faaliyetlerinde, polisle çatışmalarda son derece gözükara ve cesurdur.

Ankara faaliyetleri onun için bir nevi hazırlık okulu gibidir. Buradan edindiği deneylerle Antalya’ya gider. Yine inşaat işçisidir; asıl olarak işçi faaliyetleri içindedir. Öte yandan THKO – MB’nin de aktif üyesidir. İl Komitesi’ndedir. İl Komitesi toplantılarından birinde “faaliyetler için acilen gerekli olan yüksek miktardaki paranın nasıl temin edileceği” tartışılmaktadır. Arap yoldaş daha gündemin bu maddesi tartışılırken, kimse farkında olmadan sessizce dışarı çıkar. Toplantı bitmeden gözleri ışıl ışıl bir torba dolusu parayla çıkagelir…

Örgütün gelişmesiyle ihtiyaçları da artmıştır; bunları karşılamak üzere daha çok “el koyma” gerekli olur. O yüzden bu konudaki “tecrübeleri” de dikkate alınarak, gerektikçe Arap yoldaşa görev verilir. Kaldı ki görevlendirmeye de gerek olmaksızın, “durumdan vazife çıkararak” her fırsatta işe girişir. Bu tür eylemlerden birinde eylem arkadaşları Hüseyin İşli ve Bekir Usta’yla birlikte yakalanır. Türk Ceza Kanunu’nun (Deniz, Yusuf, Hüseyin’in de idamlarını sağlayan o ünlü) 146. maddesine göre idamla yargılanırlar. Uzun yargılamalardan sonra müebbet hapse mahkum edilirler.

Artık bundan sonrası değişik cezaevlerinde 14 yıl sürecek olan bir onur, özgürlük ve direnme mücadelesidir. Defalarca firara teşebbüs eder. Başaramazsa bile pes etmez; ilk fırsatta yeniden işe girişir.

Cezaevinde devrimcilerin dışında desteği, yardım edeni hemen hemen hiç yok gibidir. O, mücadeleye aile bağlarını kopararak, akrabalık ilişkilerini aşarak katılmıştır. Mücadeleye girerken onlardan izin almadığı gibi, mücadelenin sıkıntılarında da onlara sığınmamakta, yardımlarını talep etmemektedir. Devrimci mücadele onun özgür seçimidir ve hiç kimseye eyvallahı yoktur.

Cezaevinde de ‘uslu’ durmaz. En yakın mücadele arkadaşı, dava ortağı Hüseyin İşli’nin deyişiyle “14 senelik hapishane yıllarının en az üç senesini yerin yedi kat altında tünel kazmakla geçirir.” Cezaevlerinde maruz kaldığı işkenceler, tecritler, katıldığı açlık grevleri ve direnişlerin bir kaydı, hesabı yoktur. Onun günlük tutma lüksü, anı yazma fırsatı, zamanı olmamıştır. Olanak bulsa bile bu belgelerin polis ve gardiyan talanı ve imhasından kurtulacağı kesin değildir. Onun hayatı çetindir, dolu doludur; oturma, dinlenme fırsatı yoktur. O, yazamaz, yapar ve yaşar. Hayatının (pek çok ayrıntının yer almadığı, birçok noktanın da yanlış yer aldığı) çarpıtılmış özet bir hikayesi olsa olsa değişik kentlerin polis, adliye ve cezaevi arşivlerinde bulunabilir.

Arap yoldaşın yoldaşlarıyla kazdığı ilk tüneli Antalya’da patlak verir. Oradan Adana Cezaevi’ne sürülürler. Adana’da firar çabaları durmaz. Önce rüşvete alışmış savcıyı ayartarak 5000 dolar karşılığında tahliye edilmede anlaşırlar. Dışarıya, partiye haber gönderirler; ancak o sıralar parti içinde sorunlar çıkmış, hizipleşmeler olmuştur. Parti merkezi ciddi bir muhalefet hareketi karşısında savunmaya geçmiştir. İç sorunlarla meşgul olan örgütün tutsaklarla ilgilenmesi aksamıştır. Beklenen para gelmez. Fırsat elden kaçırılır… Orada gündeme gelen başka bir fırsatta ise kendi sırasını o yıllarda kendileriyle eylem birliği yapılan ve siyasi birlik çalışmaları sürdürülen bir örgütün o sırada önderi konumunda bulunan başka birine verir. Yeniden sıra geldiğinde fırsat kaçırılmış, çünkü cezaevi idaresi kaçış tünelini farketmiştir. Arap yoldaş bu olayın ardından önce Malatya sivil cezaevine, cunta dönemindeyse Malatya E Tipi Özel Cezaevi’ne nakledilir.

12 Eylül faşist askeri yönetiminin altında devrimci tutsaklara başeğdirmek için cezaevlerinde tam bir vahşet ve zulüm politikası izlenmektedir. 12 Eylül öncesinde devrimci mahkumların sivil cezaevlerindeki göreli “egemenlikleri ve başına buyruklukları”sona ermiştir. “Devlet egemenliği ve otoritesi”tüm şiddetiyle tesis edilme halindedir. Cezaevleri artık eskisi gibi ‘yolgeçen hanı’ olmaktan çıkmıştır. Devrimci tutsakları cezaevlerinin beton duvarları içinde gömmek için kaçma imkanı olmayan cezaevleri inşa edilmektedir. Bu amaçla yaptırılan Malatya E Tipi Özel Cezaevi, zemini tamamen kayalık olan çok çetin bir alana kurulmuştur. Buradan kaçmak imkansız görünmektedir. Ancak devrimciler için imkansız diye bir şey yoktur. Arap ve yoldaşları öteki örgütlerden (Dev Sol, Dev Yol, PKK, TDKP, TKP ML Hareketi, TKP ML TİKKO’dan) devrimcilerle birlikte kaldıkları 18. Koğuş’ta işe girişirler. Ufak tefek bedeni, çevikliği ve becerikliliğiyle Arap yoldaş bu iş için biçilmiş kaftandır. Aylarca tünel kazılır. Tünel koğuştaki tüm devrimcilerin onayı ve katkılarıyla kazıldıği için tüm örgütler haberdardır. Bu yüzden düşmana istihbarat ulaşması ihtimali büyüktür. Çalışmalara katılmakta olan örgütler cezaevi dışındaki arkadaşlarını, kendi örgütlerinin merkezini bilgilendirmektedir. Nitekim bu yüzden düşmana bilgi ulaşır. Koğuşa baskın yapılır; askerler tünel girişini bulamazlar. Ama koğuş dağıtılır. Arap Keçeci, yoldaşları ve devrimci arkadaşları ile birlikte 16. Koğuş’a verilir.

Cezaevi idaresi önlemleri artırır, aramaları sıklaştırır. Ancak bunlar engel değildir. Arap yoldaş, kaya söküp düşürürken çıkardığı gürültülerin duyulmaması için havalandırmada her gün maçlar düzenleyerek, türkü eşliğinde halaylar çekerek, oyunlar oynayarak bağırıp çağıran, beton zeminlere güm güm topuk vuran koğuş arkadaşlarının desteğinde bir kez daha “yerin yedi kat dibinde” tünel açmaktadır. Tünelde çıkan taş toprağı saklamanın yolunu bulduğunda çocuk gibi sevinir. Havasız tünel koğuşta imal edilen ilkel bir körükle havalandırıldığı için her an nefessiz kalarak boğulma, tünelin çökmesi ve düşman tarafından tünelde ele geçme tehlikeleri altında kayaları, taşları dişle tırnakla sökerek, bazen gün boyu bir santim ilerlemeden iki yıl boyunca (başka devrimcilerle birlikte) tünel kazar. 60 metreye eriştiğinde sevinçle koğuşa döner: “Artık gök görünüyor!” Ancak bu kez de tesadüfen çukura ayağı takılan bir askerin durumu farketmesiyle tünel açığa çıkar. Koca kayalığın Ferhat gibi bir çabayla delindiğini gören II. Ordu komutanının ağzı hayretten açık kalır. Bu emeğe şapka çıkarmamak elde değildir. Paşa işkence buyruğunu geri alır, emrini değiştirir; “Kimseye dokunmayın” der. Böylelikle Arap yoldaş 14 yıllık cezaevi yaşamı boyunca büyük bölümü tamamen kayalık zemin olmak üzere defalarca tünel kazarak özgürlük mücadelesinde azim ve iradenin somut canlı bir örneği olur. Avaz avaz bağırmadan, övünüp böbürlenmeden, başaramadım diye yılgınlığa düşüp vazgeçmeden…

Arap yoldaşın cezaevi yaşamı onun aynı zamanda yoldaşlarına, devrimci koğuş arkadaşlarına fedakarca yardımcı olma, dayanışma, paylaşma yaşamıdır. Yoldaşlarının çamaşırlarını yıkamaktan traşlarını yapmaya, söküklerini dikmeye kadar hemen her hizmetlerine gocunmadan, sızlanmadan, severek, isteyerek koşar… Devrimci ilkelerine ne denli kıskançlıkla bağlıysa, dostlarına karşı da o denli uysal, sevecen ve cömerttir. Alan değil, veren; tüketen değil, üreten; yıkan değil, yapandır.

12 Eylül’ün tıklım tıklım doldurduğu cezaevlerindeki şişkinliği “iktisadi” bulmayan tüccar kafalı Turgut Özal’ın, 90’lı yıllarda sosyalist sistemin de çökmesiyle rejimin artık yeterince güvence altına alındığı inancıyla infaz yasasında yaptığı değişikliklerle şartlı tahliye yolu açılınca Arap yoldaş da tahliye edilir. Şartlı tahliye, tahliye edilenin önceki olağan tahliye süresi içinde yeni bir “suç” işlerse hem bu yeni “suçun” cezasını çekmeyi hem de önceki şartlı tahliyenin yanmasını ve cezanın ikiye katlanmasını getiren ağır bir zincirdir.

Bir yandan bu ağır zincir, bir yandan 14 yıllık bir tutsaklığın ardından cezaevi dışında yeni bir sivil yaşamı kimsenin desteği olmadan sıfırdan kurmanın zorlukları vardır. Öte yandan devrimci mücadeleye dışarıda devam etme fırsatı mevcuttur. Fakat koşullar, ortam çok değişmiştir. Parti eskisi gibi güçlü, devrimci hareket yığınsal değildir. İşçi sınıfıyla bağlar kopmuştur. Kürdistan’da yükselen ulusal muhalefetin dışında ciddi bir devrimci muhalefet yoktur. 12 Eylül ve sonrası yönetimlerin ağır terörü altında işçi sınıfının kitlesel toplumsal muhalefeti ve devrimci hareketler her bakımdan ağır yenilgi almıştır. Sosyalist sistemin çökmesi ise tümünün üstüne “gümüş bir tüy” dikmiştir. Bu şartlar altında cezaevlerinden tahliye olan pek çok kişi aktif siyasal mücadeleyi bırakmakta, köşesine çekilmekte, umutsuzca paçayı kurtarmaya çabalamaktadır.

Arap yoldaşın köşeye çekilme, köşeyi dönme, paçayı kurtarma vs. derdi yoktur. Hemen işe sarılır. Yoldaşların mali zorlukları dikkatini çekmiştir. 15 sene önce daha elverişli koşullarda da acil bir sorun olarak gündemden hiç düşmeyen bu sorun şimdi de dev gibi karşıda durmakta; yoldaşların elini kolunu bağlamaktadır. Bir şeyler yapmak gerekmektedir. Cezaevinden henüz yeni çıkmıştır; bir yer bilmemekte, kimseyi tanımamaktadır. Köyüne gider, babası İbiş emminin öküzlerini önüne katar, bir güzelce satar. Bir nebzelik katkıdır bu. Bir süre sonra gene ihtiyaç doğar. Babasının bir tarla dolusu soğanını söküp kamyona yükler, Mersin Sebze Hali’nde satar ve parasını yoldaşlarına verir.

Kendi geçimini yine inşaatlarda çalışarak kazanmaktadır. O, çekirdekten işçidir, gerçekten proleterdir. Değişik işlerde çalışır. Bu arada evlenme fırsatı bulur. Bir kızı doğar. Geçim zordur, iş bulmak kolay değildir. Yurt dışıyla çalışan inşaat şirketlerine başvurur. Rusya’ya, Ukrayna’ya, Libya’ya gider. Tekrar Ankara’ya döner.

Bu arada partisi darbe almıştır. Genel Sekreter Teslim Töre dahil TKEP Merkez Komitesi polis tarafından çökertilmiştir. Bu darbe partinin sonu olur. Parti ideolojik, örgütsel olarak bizzat tepeden tasfiye edilir. Bir daha da canlanıp belini doğrultamaz.

Arap yoldaş marksizm – leninizme, sınıf bakışına, proleter devrimine, sınıf mücadelesinin ilerletici devrimci rolüne bağlı olduğunu düşündüğü kesimlerle ilişkilerini devam ettirir. Para sorunu halen yakıcı bir sorundur. Sorunu halletmek üzere bir bankaya bitişik bir ev kiralar. Arap yoldaş yine yer altından tünel kazmaktadır; fakat bu kez içeriden dışarı çıkmak için değil; dışarıdan içeri girmek için! Ancak farkına varılır; orayı terketmek zorunda kalır…. Daha sonra bir banka muhasebecisini rehin alarak bankaya götürür; kasadaki paraları alır. Fakat kendisini tanıyan muhasebeci ihbar eder ve kaçağa düşer. Artık yurt içinde kalması zorlaşmıştır. Bir taraftan da gırtlak kanserine yakalanmıştır. Tedavi olması gerekmektedir. Yoldaşları yurt dışına çıkmasını önerirler. 90’lı yıllara kadar müşterek partide birlikte çalıştığı KKP’li eski yoldaşlarına başvurur. Kürdistan Komünistleri, bu yılmaz dava arkadaşları, enternasyonal komünistin yurt dışına çıkmasına yardımcı olurlar.

Arap Keçeci, İsviçre’de siyasal mültecidir. Yine inşaat işçiliği yapmakta, karo – fayans döşemektedir. Bir yandan da devrimci faaliyetlerine devam eder. Bazı eski TKEP’lilerin de içinde yer aldığı SEH’te etkin görev alır. Kürdistan Komünistleri’ni her bakımdan destekler; Kürt halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olur.

Ancak kanser hastalığı aman vermez. Onca zulmün, zindanların, kavganın, delinmez dağın, aşılmaz engelin altedemediği bu yiğit komünist 1 Kasım 2009 günü kansere yenik düşer. Geride kalan kızını ve eşini yoldaşlarına, gönlünde daima canlı tuttuğu partisine, proletaryanın davasına emanet eder. Son arzusu “beni memlekete gömün”dür. Yoldaşları bu arzusunu yerine getirirler. Arap yoldaş doğduğu köyde ebedi istirahatgahında toprağa verilir…

 

O, ne önde

ne arkada

sırada

sıramızdaydı…

Ve yanındakinin kanlı başı onun

omzuna eğilince

ona sıra gelince

sayısını saydı…

Söz istemez.

Yaşlı göz istemez.

Çelenk melenk lazım değil…

SUSUN.

SIRA NEFERİ UYUSUN…

Diğer Başlıklar

PERVİN BULDAN’IN YANLIŞI! Mehmet AKKAYA

PERVİN BULDAN’IN YANLIŞI Mehmet Akkaya Geçen haftasonu bir grup arkadaşla birlikte HDP’nin Kartal’da (İstanbul, 7 …

GİDİŞİN BİR UZUN ÖYKÜDÜR ÜSTAD! Heybet AKDOĞAN

GİDİŞİN BİR UZUN ÖYKÜDÜR ÜSTADKapitalizm toplumu katılaştırır, duyarsızlaştırır ve herkesi rutinleştirir. Kapitalizm için önemli bir …

YASAKLI “MUNZUR KÜLTÜR ve DOĞA FESTİVALİ’NİN” BANA HATIRLATTIKLARI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ! Heybet AKDOĞAN

YASAKLI “MUNZUR KÜLTÜR ve DOĞA FESTİVALİ’NİN” BANA HATIRLATTIKLARI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİElazığ’ın, Kovancılar ilçesinde doğup, büyüdüm.Büyümeye başladığım …

POPÜLİST SİYASET! Heybet AKDOĞAN

Popülist siyasetSon dönemde siyasetin baskın bir unsuru haline gelen popülizm, siyasi çevrelerce geniş bir anlam …