Pazartesi , 18 Ekim 2021
Home / Güncel / TEĞMEN ALİ’YE MEKTUP / Tuncay ATMACA

TEĞMEN ALİ’YE MEKTUP / Tuncay ATMACA

Aşağıdaki yazı KKP MK üyesi Tuncay Atmaca tarafından yazılmış, ÇOBAN ATEŞİ gazetesinde yayınlanmıştır.

Sevgili yoldaş,

Yazmak için her kalemi elime aldığımda boğazıma bir şeylerin düğümlendiğini, elimde kalemin titrediğini hissediyorum. Yine de insan yazmadan duygularını ak kağıda dökmeden rahatlayamıyor.

Şimdi derin düşüncelere dalıyorum. Hani bir dönem seninde mücadeleyi omuzladığın, Ege’nin incisi diye tabir edilen o güzelim kentin küresel ısınmayla birlikte daha da bir kavurucu Ağustos sıcağında yazmaya çalışıyorum.

Düşünüyorum da sana yazacak o kadar çok şey birikmiş ki… Seninle son görüşmemizden bu yana. Sahi, en son ne zaman görüşmüştük? Hafızam beni yanıltmıyorsa 1980 yılının soğuk bir Aralık gününde, henüz benim gözaltından çıkışımın üzerinden birkaç gün geçmişti. İzmir’in meşhur Kemeraltı’sının ara sokaklarından birinde buluşmuştuk. Ve uzun uzun sohbet etmiştik. Geleceğe, mücadeleye yönelik. Bu son görüşmemizi sinemada güzel bir film izleyerek noktalamıştık. Günün sonunda en kısa sürede görüşmek üzere vedalaşmıştık. Bunun son görüşme olduğunu sanırım o günlerde her ikimizde bilmiyorduk. Günlerce senden bir randevu haberi bekledim. Kuşkusuz zorlu koşullardan geçiyorduk. Ama her şeye rağmen bir gün mutlaka tekrar görüşeceğimizi düşünüyordum. Aylar sonra zorunlu olarak yurtdışına çıktığını öğrendim. Oysa sen hep bu topraklarda kalmak ve mücadeleyi bu topraklarda sürdürmek gerektiğini söylerdin. Bir çokları yurtdışına çıkmak için uğraşırken… Ama koşullar seni zorlamıştı. İstemeyerekte olsa yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştın.

Sevgili yoldaş,

Birkaç yıl sonra tarih yaprakları 11 Ağustos 1985’i gösterdiği günlerde, sen kavurucu çöl sıcaklığında Filistin halkıyla birlikte, enternasyonal mücadele anlayışın gereği İsrail Siyonizm’ine karşı mücadele ederken, Siyonist düşmanın avcı uçakları seni aramızdan aldı.

Yoldaş, sen aramızdan ayrıldığından bu yana dünya o kadar hızlı dönüyor, beklenmedik olaylar o kadar hızla gelişiyor ve alabora oluyor ki, anlatmak oldukça güçleşiyor. O yüzden de insan anlatmaya nereden başlayacağını bilemiyor ve zorlanıyor.

Sevgili yoldaş,

Birkaç yıl önce “ Fıratta Yaşam” da sana yazdığım mektupta artık “sosyalist sistem”in olmadığını anlatmıştım. Sosyalist sistemin çözülmesinden bu yana artık dünya bir kaosun içerisine sürüklenmiş bir durumda. Gerçi onca yıl sonra yeniden, özellikle Latin Amerika’da sosyalizmden yana hafif bir rüzgar esmeye başladı. Ama dünya da sosyalist- komünist hareketin hali hiçte iyi değil, diyebilirim sana.

Bizim coğrafyada ise sen aramızdan ayrıldıktan sonra çok şey değişti. Senin İsrail siyonizmine karşı birlikte savaştığın Filistin kendi içerisinde siyaseten yeni ve derin bir bölünme yaşadı. Gazze Şeridinde iktidarını ilan eden Hamas’a karşı Mahmud Abbas liderliğindeki El Fetih ise Batı Şeria’yı denetleyerek yeni bir Filistin Hükümeti atadı. Yani şu anda iki ayrı Filistin hükümeti bulunuyor. Anlayacağın şu anda Filistin’de siyasal gruplar arasında bir çatışma yaşanıyor. Diğer yandan ABD-İngiliz emperyalist bloku “özgürlük-demokrasi, vb” adı altında Irak’ı işgal etti. Bu durumu değerlendiren Güney’li Kürtler “Kürt Federe Devleti” ni kurdular. Kısaca Ortadoğu’da hala kan, katliam ve gözyaşından başka bir şey yok.

Sevgili yoldaş,

Bizim cephede ise işler hiçte iç acıcı değil. Her şey dibe vurmuş durumda, işçi ve emekçi hareketi başka kulvarda sosyalist – komünist hareket başka kulvarda yürüyüşlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Devrimci – sosyalist hareket kendi kurumlarında kendi varlıklarını devam ettirmeye, deyim uygunsa takvim devrimciliği yapmaya, işçi ve emekçilere yaptığı çağrılarla işçi ve emekçilerin kendilerine geleceğini düşünmeye devam ediyor. Dahası insanlık topyekün insanlığını kaybetmiş durumda. Ve öylesi bir süreç yaşanıyor ki; neredeyse gerçekle hikaye edilen karıştırılıyor. İşte böylesi bir süreçte Kürdistanlı Komünistler olarak bizler sizlerin mücadelesinden aldığımız güçle ÇOBAN ATEŞİ’ ni yeniden yakmaya çalışıyoruz.

Evet, dünya da onca şey yaşanmaya devam ederken Marksistler inatla gelişmelere ayak direyip eski tarzlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Oysa Marksistler süreci gözden geçirip kullandıkları araç ve yöntemleri onarması ve yenilemesi gerekmiyor mu? Ama ne gezer.(!) Hala 20.yy. ın söylem ve yöntemleriyle yol almaya çalışıyorlar. İşte tamda bu noktada biz Kürdistanlı Komünistler “Lenin Marx’a nasıl yaklaştıysa bizde Lenin’e öyle yaklaşacağız” tespitinden yola çıkarak içerisinde yaşadığımız çağa uygun örgüt ve örgütlenme yöntemlerini yaratmaya – geliştirmeye çalışıyoruz.

Sevgili yoldaş, öylesi bir süreç yaşıyoruz ki; bu süreçte herkes tek tek tüccarlaşıyor. Ve bu süreçte herkes eğitim ve iletişim aygıtları vasıtasıyla “burjuvalaştırılıyor” Bu yüzden herkes tıpkı tüccarlar gibi hayatı herkesin tek başına koştuğu ve birbirini rakip ve engel olarak gördüğü, bu yarışı başarmak için elinden geldiğince hesapçı ve kurnazca davranmak zorunda olduğu zorlu bir maraton olarak düşünüyor. Ülke insanının geleceği, özgürlüğü ve kurtuluşu için mücadele etmek aptallık olarak görülüyor. Şimdilerde moda deyim “Gemisini kurtaran kaptan”. Artık alanlarda el ele omuz omuza hep birlikte haykırdığımız, o muazzam duygudaşlığı ve kardeşliği saçma buluyorlar.

Biliyorsun bizler ciddi ciddi bu köhnemiş düzeni değiştirmeyi, yıkmayı amaçlıyorduk. Şimdi ise bütün bunlar “çılgınlık” olarak nitelendiriliyor.

Evet, sevgili yoldaş,

İnançsızlığın ve ilkesizliğin moda olduğu günümüzde içindeki ateşi koruyan çok az insan var. Senin anlayacağın, kimsenin kimseyi tanımak, değiştirip/dönüştürmek için emek harcamaya zamanı yok. Zaman insanlarla birlikte akıp gidiyor. Şimdi artık görüntüler ve imajlarda anlaşmak yeterli sayılıyor. Vefa duygusu , kendini adama… vb. boş şeyler olarak adlandırılıyor şimdilerde…

Kuşkusuz her şey o kadar kötü değil. Yaşanan onca olumsuzluğa rağmen bu coğrafya da içinde ateşi koruyan insanlar yüreklerinde umudu taşıyarak, tüm değerlerimize sahip çıkarak , 21.yy.’ la uygun örgüt ve örgütlenme model ve araçlarını yaratmaya çalışarak , mücadeleyi kesintisiz sürdürmeye devam ediyor.

CEVAT SAİM ÇELEN (TEĞMEN ALİ) Yoldaş 1961’de Antalya –Gazipaşa’da doğmuştur. İlerici-devrimci bir aile içerisinde yetişen yoldaş orta ve lise öğrenimini doğum yeri olan Gazipaşa’da tamamladıktan sonra Eğitim Enstitüsünden mezun olarak öğretmen olmuştur. Gerek ailesinin ilerici olması, gerekse de sınıf mücadelesinin yükselmesi sonucu Cevat yoldaş genç yaşta devrimci mücadelede yerini almış ve aktif bir biçimde gençlik örgütlenmesinde faaliyet sürdürmüştür. Sınıf savaşımının ancak örgütlü olduğu zaman üretken olabileceğine inanan yoldaş 1978’de THKO/MB örgütlü mücadeleye başlamıştır.

Gençlik örgütlenmesindeki beceri ve kabiliyetinden dolayı İzmir ili gençlik örgütlenmesi faaliyetlerinde yer alan yoldaş, propaganda-ajitasyonun yanı sıra askeri yeteneğini de geliştirmiştir.

Askeri yeteneğinden dolayı faşizmin sivil güçlerine karşı bir çok örgütlü eylemde yer almıştır. Onlarca kez yakalanmış devrime ve ser verip sır vermeme ilkesine olan bağlılığından dolayı kurtulmayı başarmıştır. 12 Eylül faşizminin, öğretmen hareketi (TÖBDER)’nin yürüttüğü direniş ve grev hareketine katılan öğretmenleri görevden alması sonucu Cevat yoldaşında aynı uygulama sonucu görevine son verilmiştir.

Haziran 1981’de yoldaş zorunlu koşullardan dolayı ve varolan askeri yeteneğini daha da geliştirmesi, Filistin halkıyla enternasyonalist dayanışma eyleminin pratikte uygulanması amacıyla parti (Türkiye Komünist Emek Partisi) tarafından Ortadoğu’ya gönderilmiştir. 1982’de kurulan Parti Eğitim Örgütü içerisinde yönetim kadrosunda görev almıştır. Filistin’de bulunduğu dönemde Lübnan halk savaşı içerisindeki gelişmeleri konu alan yazılarını Ali Aziz imzasıyla yazmıştır.

Filistin ve Lübnan halklarının emperyalizme – siyonizme karşı sürdürdüğü halkı savaşında gönüllü olarak yer almış birçok eyleme katılmıştır. Parti faaliyetleriyle, FKÖ içindeki askeri görevlerini tam bir uyum içerisinde sürdürmüştür. Enternasyonalist bilinç ve davranışıyla tüm yoldaşlarına ve Filistin savaşçılarına örnek olmuştur.

1983 Şubat ayında faşist ketaiplerle, Filistin ve Lübnan’lı devrimci güçler arasında çıkan çatışmada yaralanmış zorunlu tedavisi bitmeden; ÇAVUŞ’luk görevini enternasyonal inançla devam ettirmek için savaş alanına geri dönmüştür.

Devrimci ahlak, disiplin, göreve bağlılık ve üstün yoldaşlık ilişkisi gibi özellikleriyle bulunduğu her yerde kendini sevdirmiştir.

11 Ağustos 1985’ de Filistin’li devrimcilerle birlikte İsrail siyonizmine karşı savaşırken, İsrail siyonizminin avcı uçaklarının bombardımanı sonucu yaşamını yitirmiştir.

Kaynak: http://www.mesop.net/osd/?app=izctrl&archiv=2&izseq=izartikel&artid=523

Diğer Başlıklar

KAPİTALİST BARBARLIĜIN MEZAR KORKUSU! NECATİ GÜLER

Fabrikalar Tarlalar Siyasi iktida Her Şey Emeğin Olacak Şiarın yaratıcısı ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu …

33’ler zafer sözümüzdür! Suruç için adalet, herkes için adalet!

33’ler zafer sözümüzdür! Suruç için adalet, herkes için adalet! Kobanê tarihin en barbar güçleri tarafından …

ŞİRİN CEMGİL’İN VE ÖMER KIRAL’IN ANISINA! NECATİ GÜLER

Solcu monologlar Ekranda Şirin Cemgil’i görüyorum. Almanya ya ilk geldiĝim yıl bir dostumla birlikte evine …

DEVRİMCİ VE DEMOKRATİK KAMUOYUNA!

Devrimci ve demokratik kamuoyuna; Avrupa Demokratik Güç Birliğimizin bileşeni olan Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) …