Pazartesi , 26 Eylül 2022
Home / Güncel / 24 Haziran Seçimleri ve Düşündürdükleri – Mehmet Yaşar

24 Haziran Seçimleri ve Düşündürdükleri – Mehmet Yaşar

Büyük bir curcuna havasında 24 Haziran seçimleri oldu ve bitti. Sağcısıyla, solcusuyla tüm muhalif kesimler bu curcunanın içinde telaşla koşuşturdular. Bu süreçte AKP – MHP ve TC derin devleti sonuçları çok önceden bilen telaşsız bir tavır takındı. Ve sonuçları gerçekten de çok önceden üç aşağı beş yukarı ”bildikleri”(!) ortaya çıktı. Sonuca hiç şaşırmadılar. Tam da ayarladıkları gibi herkesi memnun eden sonuçlar açıklandı. Herkesi kazanmış pozisyonuna soktular ve herkes de şimdilik durumdan memnun gözüküyor.

24 Haziran seçimlerinin burjuva ayak oyunlarını ve senaryolarını buraya aktararak yazılıp, çizilen şeyleri tekrar etmek istemiyorum. Partimizin seçim öncesi ve sonrası bildirge ve açıklamaları bu konuda yeterlidir sanırım.

Burada esas değinmek istediğim herkesin aklından geçmesine rağmen yazılı olarak tartışmaktan ve dillendirmekten çekindiklerini düşündüğüm HDP’nin son iki yıllık izlemiş olduğu startejidir. Hendek savaşındaki tutumla başlayan, milletvekilleri dokunulmazlıklarının kaldırılarak eş başkanlar dahil milletvekillerinin tutuklanmasıyla devam eden süreçten HDP kongresine, kongrede oluşturulan yeni yönetimin segilediği pratik, 24 Haziran seçim sürecinde izlemiş olduğu aday tesbit politikasındaki tutarsızlıklar karşısında hiç kimsenin gıkı çıkmıyor. Bu konuda garip bir sessizlik var. HDP çatısı altında güçlerini birleştiren grupların bu sessizliği iyiye delalet değildir.

HDP bir çatı partisidir. HDP’yi bir demokrasi – emek cephesi platformu olarak görüp onunla eylem birliği yapan parti, örgüt, grupların yanısıra herhangi bir parti, örgüt ve grupla ilişkisi olmayan azımsanmayacak önemli bir kitle vardır. En azından bu kitleye saygılı olmak istiyorsa HDP’nin son iki yıllık startejisini ve yapılan yanlışlıkları irdelemek gerekir diye düşünüyorum. Bu yapılmazsa HDP çatısı altında bir çok problem yaşanır ve HDP zayıf düşer. Rejimin son iki yıldan beri yaptığı saldırılar adeta iyimserlikle savuşturularak ve herşeyi sineye çeken bir anlayış geliştirilerek faşist rejimin dayattığı kalıplara uygun davranılmakla ne amaçlanmaktadır?

24 Haziran seçimlerinde aday belirlenmesinde yer yer bu politikaya uygun davranıldığı görülmektedir. Bazı oportünist Kürt örgütlerinin ve onların reformist yöneticilerinin yıllarca bilinçli olarak yaptıkları HDP düşmanlığı hiç dikkate alınmamıştır. 2010 Anayasa referandumu öncesi yapılan BDP düşmanlığını hiç anmaya bile gerek yok. 2010 Anayasa referandumunda ”yetmez ama Evet” diyerek Erdoğan faşizminin yolunu açanlar 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve 2015 genel seçimlerinde HDP aleyhine çalışan, Demirtaş’ın cumhurbaşkanlığını bile desteklemeyenler 24 Haziran seçimlerinde adeta itibar gördüler. Bütün bu süreçlerde HDP ve HDK içerisinde canla başla çalışan, varını yoğunu ortaya dökerek mücadele eden güçlerin yerine her ne hikmetse sözünü ettiğimiz reformistler tercih edildi. Ortada bir tutarsızlık ve ikiyüzlülük vardır. HDP’nin geleceği açısından bu tutarsızlık ve ikiyüzlülük ivedilikle ele alınmalı ve incelenmelidir. Bu yapılamazsa ne devlet eliyle HDP üzerinde oynanan oyunlar, ne de HDP’ye dayatılan pasif ve ürkek siyaset aşılamaz. Bir diğer soru: Ne oldu da 24 Haziran seçimleri sonrası S. Demirtaş’ın adı anılmaz oldu? Bütün bunlar biraraya getirildiğinde HDP üzerinde büyük bir senaryo kurgulanmakta olduğunu akla getiriyor.

Bununla acaba HDP içinde direniş çizgisini daha da zayıflatarak sistemle uyuşan, fazla sivri ve aykırı hareketler içerisine girmeyen bir HDP mi yaratılmak isteniyor? Bunları, kendi kendimize sormamız ve daha da açımlamamız gereken sorular olarak düşünüyorum.

Ayrıca üzerinde durulması gereken önemli sorunlardan birisi de; bu zamana kadar HDP düşmanlığı yapan oportünist – reformist kesimlerin ilkesizliği, arsızlığıdır. Bu da üzerinde düşünülmesi gereken ibret verici bir durumdur.

Ne oldu da bu güçler 24 Haziran seçimlerinde HDP’ye kuyruk salladılar? Bunlar daha evvel HDP ile aynı fotoğraf karesinde görünmekten özenle kaçarken neden bu kez HDP şemsiyesi altında birer mebus kazanmak için kırk takla attılar. Üstelik yeni meclisin, daha önceki meclisler kadar yetkisi, hükmü olmadığını, tamamen göstermelik bir meclis olacağını bildikleri halde. Acaba bu oportünistler bir yerlerden koku ve işaret alarak ve her daim hayellerinde olduğu gibi gelecekte kendilerine bir misyon düşeceğini mi zannediyorlar? Ne oldu da birden bire çark ettiler? iyi düşünmek lazım. Ama nafile, bunlar kendilerini nasıl pazarlarsa pazarlasınlar etraflarında üç beş saf bilinçsiz insanı kandırabilirler. Onların ciğerlerinin kaç para ettiğini biz çok iyi biliyoruz. Kendilerini ne kadar saklarlarsa saklasınlar bizim gözümüzden kaçamazlar.

Ve zaten 24 Haziran seçimlerinin akabinde verdikleri sinyallere bakıldığında hemen kendilerini ele vermeye başladılar bile. Bunun sırrı Erdoğan’ı ”Ecevitler, Demirellerden fazla farkı olmayan bir siyasetçi” olarak pazarlamaya başlayanların sergiledikleri ipuçlarında gizli. Bunlar Erdoğan’ın elebaşılığında kurulan ”Yeni Türkiye”nin daha önceki devlet biçimlerinden nitelikçe farklı olduğunu gözlerden saklamak için demagoji yapmaya başladılar bile. Yeni Metinerler, Miroğuları olmaya şimdiden soyundular bile. Kimileri bu rejime 2. Cumhuriyet derken, kimileri de ”yok canım; bunun 1. Cumhuriyetten ne farkı var?” diye kafa bulandırıyorlar. Oysa bu rejim, ne 1. Cumhuriyettir; ne de 1. Cumhuriyeti yıkan bir restorasyon döneminden sonra kurulan bir 2. Cumhuriyettir. Bu rejimin cumhuriyetliği bile tartışmalıdır. Bunun cumhuriyetliği Peron Arjantininin, Evren Türkiyesinin cumhuriyetliği kadardır.

Öte yandan bu oportünistler rejimin gerçek niteliğini saptırmak için ”Doğu despotizmi” kavramını dillendirmeye başladılar. Oysa biliyoruz ki ”doğu despotizmi” kavramı eski Asyatik toplumlar için kullanılan bir kavramdır. Birer ajitasyon terimi olarak ”doğu despotizmi, tiranlık, krallık, sultanlık” terimleri kullanılsa da bu terimler siyasal terim olarak Türkiye’de kurulan yeni rejimi tanımlamazlar. ”Yeni Türkiye” siyasal bir devlet biçimi olarak faşist devlete, dış politikada ise emperyalist saldırganlığa tekabül ediyor. Yeni Türkiye’nin en hararetli destekçileri Türkiye tekelci kapitalizmidir. Seçimlerden hemen sonra yeni rejimi ilk alkışlayanlar ve ona desteklerini sunanlar TUSİAD, MUSİAD, Odalar Birliği ve öteki sermaye kuruluşları oldu. Bunlar ”güçlü devlet”in bütün meseleleri en seri, en hızlı, en kararlı biçimde çözeceğini; parlamentoda engellerle karşılaşılmadan ciddi ekonomik kararlar alınacağını vs. beyan ederek Erdoğan’a açıktan biatlerini sundular.

Görülüyor ki büyük tekelci sermayenin açıktan yaptığını, bizim reformist, oportünist solcu politika cambazlarımız dolaylı olarak yapıyorlar. Onlar bu rejimi gerçek adıyla damgalamaktan kaçıyorlar ve onu adeta meşru göstermek için kırk takla atıyorlar.

Oysa KKP’nin seçimler öncesinde yaptığı açıklamada da vurgulandığı gibi 24 Haziran seçimleri ve onun sonucunda ortaya çıkan siyasal sonuçlar meşru değildir: Mevcut meclis bir cumhuriyet meclisi değil; Evren’in Danışma Meclisi gibi göstermelik bir meclistir. Yasama yetkisi sınırlı, yürütme üzerinde yaptırımı olmayan bir meclis, faşist rejime incir yaprağı işlevi görmekten başka bir işe yaramaz. Biçimsel burjuva demokrasisi artık tamamen rafa kaldırılmış; onun yasama, yargı, yürütme erklerinin ayrılığı ”prensibi” tamamen bitmiştir.

21. Yüzyılda, bütün feodal ilişkilerin artık tamamen çözüldüğü, ortadan kalktığı bir çağda burjuva demokrasisinden geriye gidiş faşizmin tesisine gidişten başka anlama gelmez. Bütün dünyada faşist ya da faşizan partiler hareket halidedirler. En gelişmiş kapitalist ülkelerde ilk üç sırada, bazen en başta yer almakta ve koalisyonlara katılmaktadırlar. Geleneksel muhafazakar partilerle faşist partiler sıkı temas halindedir. Bir çok ülkede birden fazla faşist parti, hareket mevcuttur.

Türkiye’de ise biri esas kaynağını dincilikten, diğeri Turancılıktan alan faşist hareketlerin kökü ta İkinci Dünya Savaşı yıllarına dayanır. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’sundan, Erbakan’ın dinci, gerici partilerinden, Komünizmle Mücadele Derneklerinden beslenerek türeyen AKP, iktidara tam hakim oluncaya kadar, faşist suretini gizlemeye çalışmış; tıpkı Humeyni gibi suret-i haktan görünmüş ve yine tıpkı mollalar rejimi gibi kuvvetlendikçe faşist tek şef, tek adam, tek parti diktatörlüğünü kurmuştur.

Bu diktatörlüğü meşrulaştıracak her türlü davranış ona hizmet eder. Başta HDP olmak üzere, bütün demokratik güçler bu yeni durum karşısında külahı bir kez daha önlerine koyup düşünmelidirler. Bu mecliste kalmalarının halen bir anlamı, yararı var mıdır? Sine-i millete dönmekten; halk yığınlarının devrimci mücadelesini kızıştırmaktan onları alıkoyan şey nedir? Halk yığınlarına güvenmeyip de iki dudağının arasından çıkan söz kanun sayılan bir çılgının vesayetine, icazetine, yasallığına mı güvenilecek?

Türkiye’nin faşist partileri ve akımları birden fazladır. MHP, BBP, Vatan Partisi, AKP, İYİ Parti, Fethullahçı ”Hizmet Hareketi” vs… Kısacası kökleri oldukça gerilere dayanan, çoğu hem Türkçülük hem İslamcılıktan, yani şövenizm ve dincilikten beslenen bu faşist parti ve hareketlerin birbirleriyle iktidar ortağı ya da rakibi olmaları durumu değiştirmez. Bunların aralarında nüans farklılıkları vardır. Fikirleri iktidardayken kendileri hapse atılan faşistler olabileceği gibi; bir zamanlar hapis yatıp sonra iktidara tırmananlar da bulunmaktadır. Bu partilerden biri olan AKP, uygun iç ve dış koşullardan faydalanarak ve kitleleri peşinden sürüklemeyi başararak iktidara gelmiştir ve 16 yıllık iktidar dönemi boyunca adım adım kendi faşist diktatörlüğünü kurmuştur. Şimdi varılan nokta bir dönüm noktasıdır, nitelik değişikliğidir.

Başta HDP olmak üzere rejimin ”legalitesi” altında siyaset yapabileceklerini zannedenler bu gerçeği artık hesaba katmalıdırlar. Önlerinde iki seçenek vardır: Ya rejimin uslu, parlamenter muhalefetini temsil eder ve dünya aleme ”Türkiye’de demokrasinin halen mevcut olduğunu” kanıtlayan misal olurlar; ya da sözde legalitenin maskesini düşürecek olan kararlı bir mücadeleye girişirler ve bu durumda rejimin şimşeklerini üzerlerine çekerler.

HDP bunu yapabilir mi? Yapmaya gayret etmesi bile onu desteklemek için yeterlidir. Ama sistemin çatlaklarından sızmak için kıvranmaya, eğilip bükülmeye ve demokrasi mücadelesini sahte parlamento kürsülerinde nutuk atıp, AKP, İyi Parti, MHP milletvekillerinden dayak, CHP milletvekillerinden azar yemeye indirdikleri an bunları kerhen desteklemenin bile anlamı kalmamış demektir.

Temmuz 2018, M. Yaşar

Diğer Başlıklar

”KÜRTLER ÖLECEK; BARIŞ, ÖZGÜRLÜK VE MUTLULUK GELECEK” Heybet AKDOĞAN

//Kürtler ölecek; barış, özgürlük ve mutluluk gelecek// Yüzleştikçe kendinden kaçan, kaçtıkça; sosyal, ekonomik, politik ve …

PERVİN BULDAN’IN YANLIŞI! Mehmet AKKAYA

PERVİN BULDAN’IN YANLIŞI Mehmet Akkaya Geçen haftasonu bir grup arkadaşla birlikte HDP’nin Kartal’da (İstanbul, 7 …

GİDİŞİN BİR UZUN ÖYKÜDÜR ÜSTAD! Heybet AKDOĞAN

GİDİŞİN BİR UZUN ÖYKÜDÜR ÜSTADKapitalizm toplumu katılaştırır, duyarsızlaştırır ve herkesi rutinleştirir. Kapitalizm için önemli bir …

YASAKLI “MUNZUR KÜLTÜR ve DOĞA FESTİVALİ’NİN” BANA HATIRLATTIKLARI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ! Heybet AKDOĞAN

YASAKLI “MUNZUR KÜLTÜR ve DOĞA FESTİVALİ’NİN” BANA HATIRLATTIKLARI ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİElazığ’ın, Kovancılar ilçesinde doğup, büyüdüm.Büyümeye başladığım …